Zübeyir Kındıra'nın Fetullah'ın Copları Kitap Tanıtımı

Zübeyir Kındıra'nın Fetullah'ın Copları Kitap Tanıtımı

Gaziantep Polis Meslek Eğitim Merkezi’nde görevli Yrd. Doç. Dr. Ali Kuyaksil, Zübeyir Kındıra’nın kaleme aldığı  ‘Işık Evlerinden Darbeye Fetullah’ın Copları’ adlı kitaba tanıtım yazısı yazdı.

GİRİŞ

 

            Bu kitap bugün Fetö olarak isimlendirilen, önceki dönemlerde Fetullahçılar, Gülenciler, Fetullah Gülen Cemaati, Hizmet Hareketi, F tipi yapılanma vb. gibi isimlerle anılan yapı hakkında bilgi vermektedir. Özellikle bu yapının Polis Koleji, Polis Akademisi ve Emniyet Genel Müdürlüğü içerisindeki yaklaşık 40 yıllık bir gelişim serüvenini anlatmaktadır. Kitabın yazarı, bahsettiğimiz eğitim kurumları içerisinde yaklaşık 7 yıl eğitim gördükten sonra bilinen yapı tarafından disiplinsizlik nedeniyle öğrencilikten atılmıştır. Bu nedenle anlattıkları bir bakıma otobiyografi gibidir. Ayrıca o dönemde okuyanların birçoğunu tanıdığı için ve bu tanıdıklarından elde ettiği bilgiler ve çeşitli belgeler vasıtasıyla kitabı güncelleyerek baskılarını yapmıştır. Böylelikle kitap zaman açısından gelişmeleri göstermiş ve roman gibi bir akıcılık da kazanmıştır. 1999 yılında hazırlanan kitabın 1. baskısı 2000 yılında “Fetullah’ın Copları” adı ile basılmıştır. 2010 yılında genişletilerek “Cemaatin Copları” adı ile 3. baskısı yapılmıştır. 4. Baskısı ise Ağustos 2016 tarihinde “Işık Evleri’nden Darbeye Fetullah’ın Copları” ismi ile basılmıştır. Biz tanıtımımızda bu baskıyı esas aldık.

 

İÇİNDEKİLER

 

            Kitabın içindekiler kısmında bölüm belirtilmemiştir. Ancak içeriği incelendiğinde kendi içinde bazı bölümlerin olduğunu görülmektedir. Bu nedenle kitabın içindekiler kısmını tespit ettiğimiz dokuz bölüme göre sunacağız. Önsözü 4. baskı için yazmıştır. Kitabı yenilemesi gerektiği ve sebeplerini anlatarak, 17 yıl önceki anlatarak inandırmak istediği bir çok hususun artık çoğunluk tarafından kabul edildiğini, yeni güncel bilgilerin parantez içerisinde verildiğini belirtmektedir. Sunuş başlığı altındaki kısım ise, birinci baskıya 2010 yılındaki yapmış olduğu geliştirilmiş halini içermektedir.

           

            Birinci bölüm “Tohumlar” başlığını taşımaktadır. Diğer alt başlıklar ise şunlardır: Çiçeğe Besmele,  Secdede Çiçek, Yüzüme Bak Be Çocuğum, Çiçeğin Arkasındaki Giz, Şarj Evleri, Hafta İzinlerinde Nurculuk Dersi, Fetullah’ın duasını Oku Sınıf Geç, 21 Kuru Üzüm, Işık Evi Çengeli, Işık Evindeyiz, İyi Gezmeler Çocuklar, Sıkılana Hacı Bayram Gezintisi, Sen Misin İhbar Eden!, Kâhya’nın İğnesi, Hem Yeşilaycı Hem Komünist, ‘Işık Evin’den Kaçan İrticacı Olur…, Cemaatin Sınav Oyunları, Az-Can, “Kazmanın Sapını Getir”, Ve Olay Unutuldu, Yalvaç, Hacı, En Tepeye Giden İsim: Akyürek

 

İkinci bölüm “Tohumlar Yeşeriyor” başlığını taşımaktadır. Diğer alt başlıklar ise şunlardır: Rus Cini, Sarı İmam, Güven Hep Güven Verdi, Aşık, Cemaat Peşimde, Davacılar, Karantinayı Cinler Basar, Fetullahçı Değilim, ‘Kulak’a Başbakanın Özel İlgisi, Özcan İşlek, Kemalettin Demirci, Bahçıvan İsmail Yıldızhan…, Hüsrev ve Kardeşi, Mehmet Tüzel, Cihangir Çelik, Adımı Yazdın Yerimden Oldun, Ve A.İ.A, F.B…, Evler Boş Kalmadı, 12 Eylül Zemini, Saçan, Avcının Cemaate Mesajları, Yanan Risaleler, ‘Bir Ceza Avukatının’ Cezası, ‘Ada’ İle Tuzak, Yıldızsızlar,  O TMBB’deydi, “Çalışan Kadınların Hepsi Orospudur…”, DGM’lik Polis Öğretmenleri, Karatepe Olayı, “Sahte Peygamber Ders Verdi”, Ümit Erdal’ın Direnci.

 

Üçüncü bölüm “Meyve Dönemi” başlığını taşımaktadır. Diğer alt başlıklar ise şunlardır: Akademi Yasası Cemaate Yaradı, Örgütlenmenin temel taşları, İmamlar Akın Etti, Kuralarda Cemaat Oyunu, Cemaatçilere Özel Torba.

 

Dördüncü bölüm “Fotoğraf” başlığını taşımaktadır. Diğer alt başlıklar ise şunlardır: Örgütün Fotoğrafı, Bölge İmamı, Üç Gün Sonra Kaçtı, Atılınca Çözüldü, Örgüt Gizli İhbarı Öğrendi, Örgüt Şeması ve İsimler, İmamlar, Kod İsimler.

 

Beşinci bölüm “Fotoğraf Yargıda” başlığını taşımaktadır. Diğer alt başlıklar ise şunlardır: Müfettiş Raporları, Altı Yıl Sümenaltı, Kolejin yüzde 50’si Cemaatin, Kaza 1: Polisin Ajandası, Kaza 2: Camideki Çanta, Tehlikeli Polisler Dinlendi, Devlet Az Kalsın Uyanıyordu.

 

Altıncı bölüm “Çatışma” başlığını taşımaktadır. Diğer alt başlıklar ise şunlardır: Müfettişler Devrede, Listeler Dönemi, Gülen De Uyandı, Cemaatin Hiyerarşik Yapısı, 200’lük Tarikatçı Polis Listesi, Karşı Atak, Tantan’ın Parmağı, Kulak İçinde Kulak, Bilican’ın Dökümleri Tetikledi, Bilican’a Nasıl Takıldılar, Cemaate Fırsat, Arslan Bir Zamanlar Emin Değildi, Almam Onun Selamını, Koltuk Korkusu, Cemaat Korkuyu Körüklüyor, İki Elim Yakanızda Olur, Bilgiler Aktı Ortalık Karıştı, Senin Yetiştirmelerin, İkinci Rapor Sızdı, Deşifre Olan Başka Önemli Göreve, Polisi Eğiten Fetullahçılar, MİT’ten Doğrulama, Bilgisayarcı Fetullahçılar, Personel Dairesinin Tarikatçıları, Kura Çekiminde Fetullahçıya Destek, Cemaat İntikamını Alıyor, Karşı Rapor, Hangi Şerefsiz Bu Soruyu Soruyor, Saral İskender Yılmaz, İçimizdeler,  Cemaat Çok Öfkeli Abi, Listeyi Yırttı, 10’da 9’u Cop, Yanlış Tuşlara Bastı, Terfiler İkinci Kez, Recep Beye Mi Bağlısınız?, Gren Card-FBI-CIA,

 

Yedinci bölüm “Yargılanamayan Yargı ” başlığını taşımaktadır. Diğer alt başlıklar ise şunlardır: Hocaefendi’ nin Yargı Macerası, Mahkemede Ret Kitapta itiraf, Gülen’i Yalanlayan Belgeler Belalı!, Kağıt Üstünde Tutuklama, Karar ve Kararları Etkileyen Af, Af Oyunu, Beraat İsterim, Yargının Son Sözü, Yasa değiştiren ve Bakan Deviren Cemaat.

 

Sekizinci bölüm “Ağaç” başlığını taşımaktadır. Diğer alt başlıklar ise şunlardır: Hocanın Yaşamından kesitler, Nurculuk Faaliyetleri, Siyasi Faaliyetleri, Askerlere Dokundu, Ve Gülen Amerika’ya Gitti, Son Sözler (2010).

 

Dokuzuncu bölüm “KÖZ / KOZ” başlığını taşımaktadır. Diğer alt başlıklar ise şunlardır: Cemaat’teki Çatla 17/25/15, İmam Değişti, Cemaat Çatladı, Yeni İmama Operasyon, Tek Belge Gülen Mektubu, Uzun’un Uzun Yolculuğu, Uzun Kendi Kendini Yalanlıyor, Erdoğan’ın Mahremindeydi, Neden 15 Temmuz, Son öz (3 Ağustos2016).

 

 

ÖZETİ

           

            Bugün FETÖ olarak bilinen yapının o dönemlerde Polis Kolejine Anadolu’dan gelen öğrencilerin Ankara gezmesi, yemek, sivil elbise giyme, hemşerileri ile tanıştırma, disiplin suçlarını görmeme, derslerden geçe bilmek için dua ezberletip notun yarısının garantilenmesi vb. yollarla öğrencileri nasıl kendilerine çektiklerini örnekleriyle anlatmaktadır. Kendilerini bırakan, ihbar eden ya da hiç yanaşman kimselerin de atılması için nasıl disiplin cezaları verildiği örnekleri verilmektedir. Hatta kitabın yazarı olan Zübeyir Kırdıra da bu örneklerden birisidir. Hafta sonları Şarj evleri denilen ışık evlerine götürülmeleri ve orada yaşananlar şahitlerin hatıraları ile anlatılmaktadır.

 

            Polis Kolejindeki komiser ve komiser yardımcılarının, kendilerine verilen bizden olan (Fetullahçı) ve olmayan listelerine göre öğrencilere davranışları anlatılmaktadır. Ayrıca kendilerinden olmayanların, okuldan attırma haricinde yıldızsız mezun edilmeleri de anlatılmaktadır. Kitabın yazarı daha kitabın yazıldığı duyulduğunda önce tehdit alıyor, sonra arabasının camı kırılarak telefonu ve bazı evrakları alınıyor, daha sonra aleyhinde davalar açılmaya başlıyor. Hatta yıldırılmak için “Atatürk’e hakaret” suçlamasıyla da yargılanıyor.

 

            3 Yıllık Polis Enstitüsü 6 Aralık 1984 tarihinde dönemin İçişleri Bakanı Abdulkadir Aksu’nun çabaları ile Polis Akademisi Yasası çıkarılarak, 4 yıllık Akademi haline getirildi. Böylece sivil öğretim elemanları alındı. Daha sonra öğrenci olarak “Özel Sınıflar” alınıyor. Bunların arasında her türlü dini gruba mensup insanlar olduğu belirtiliyor. Fetullahçı mezunların öncelikle Akademi ve Koleje atandığı, bu gruba mensup kimselere yurt dışı sınavlarında gereken yardımın yapıldığı belirtilmektedir. Mezuniyet kuralarında da bunların oyunlarının olduğu anlatılmaktadır.

 

            Fetullahçı örgütün yapılanması Rafet Yılmaz tarafından yapılan bir ihbar sonucu ortaya çıkıyor. Bunun da nedeni Rafet’e “Nişanlını araştırdık. Cemaate uygun biri değil” denerek nişanı bozmasını istemeleridir. Refet de kabul etmeyince malum yapı tarafından dışlanmıştır. Bundan sonra her fırsatta ve oluşturulan her gerekçeyle disiplin cezası almaya başladı. Birkaç ay içinde Rafet’in disiplin cezası okuldan atılmasına yetecek boyuta ulaştı. Mezun olmasına bir gün kala örgütün yönetimindeki temsilcilerinin de yardımıyla, dosyası ve disiplin komisyonunun hakkında aldığı ilişik kesme kararı elden dolaştırılarak onaylandı. Daha sonra itirafta bulunuyor. İtiraflarında öğrenci sınıf imamları, devre imamları, öğrencilerle ilgilenenler dâhil 46 kişi hakkında bilgi veriyor. Rafet Yılmaz müfettişlere verdiği ifadesinde, örgüt elemanlarının kot isimleri bulunduğunu ve kendisinin kod adının “Ragıp” olduğunu da söylemiştir. İllerde bölge sorumlularının ‘Vali’ diye adlandırıldığı, bu kişilerin yerlerinin de doğrudan F.Gülen tarafından değiştirildiği de ifade edilmiştir.

 

            Rafet Yılmaz müfettişlere verdiği ifadesinden sonra müfettişlerde bu ifadeyi genişleterek bir rapor hazırlamışlardır. Bu raporda, Ankara Polis Koleji öğrencilerinim yüzde 50’sine yakın bir kesimi ile çeşitli şekillerde temas kuran örgüt elemanları, kendilerine yakın olanlar üzerindeki ajitasyon çalışmalarını sistemli olarak yürüttükleri belirtilmektedir. Ayrıca öğrencilerin dışarıda temas kurduğu 7 isim ve adres de verilmektedir. Kemalettin Özdemir’in himmet toplantıları yaptığı, kendisine Ankara Valisi denildiği, amaçlarına hizmet için önlerine çıkabilecek engelleri aşmak amacıyla değişik kamu kurum ve kuruluşlarında kadrolaştıkları, işlerini yaptırabilmek için rüşvet ve hediyeye başvurdukları belirtilmektedir. Bu rapor 6 yıl bekletilerek eski TCK 163’üncü maddenin kaldırılması dolayısıyla takipsizlik kararı verilmiştir. Benzer şekilde yapıyı ele veren 1997 yılında Personel Daire Başkanlığında görevli bir polis memuru bir asayiş suçu iddiasıyla gözaltına alınıyor. Üzerinden çıkan ajanda da “Gülen Örgütüne destek için para toplandığına” ilişkin kayıtlar bulunuyor. Şifreler çözülüyor, listede adı bulunan 30 personelin atamasının başka birimlere yapılıyor, başka bir işlem yapılmıyor. Elazığ merkez camiinde unutulan bir çantada cemaatin çalışmalarını içeren bir defter bulunuyor. Defter yapılanmayı da, gizli ve derin çalışma ve bağlantıları da deşifre ediyordu. Bu defter de DGM’deki davaya ek delil olarak sunulmanın dışında bir işe yaramıyor. Bu arada MİT’in hazırladığı bir rapor Aydınlık Dergisi’nde yayınlanıyor. Burada ilginç olan bir husus, 28 Şubat 1997 kararlarından sonra cemaatin “tedbir ve parola” sisteminin değiştirilmesidir. Yıllarca kendini dine hizmet ediyoruz diye tanıtan yapının alınan önlemleri arasında çevreye “Atatürkçü bir görüntü” sergilemek, gerekirse rakı içmek, eşlerin başlarının açılması gibi radikal önlemler var.

Başbakanlık Sivil Çalışma Grubu, Fetullah Gülen ve tarikatı ile ilgili bir soruşturma emri veriyor. Ortalığı karıştıran bu soruşturma sonucunda ortaya çıkan raporda, “Eğer önlem alınmazsa Türkiye Cumhuriyetine karşı sinsi bir örgütlenme içinde olan bu hareket geçmişteki Şeyh Said benzeri isyanlardan daha tehlikeli bir kalkışmaya dönüşebilir” deniliyor. Bu soruşturma emrinden sonra Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral’dan “Emniyetteki Fetullahçı örgütlenme” ile ilgili yaptıkları çalışmalarda kendilerine destek verilmesini rica ediyorlar. Ankara Emniyet çalışmak için 6 kişilik bir ekip kuruyor. Bu ekiplerle 82 kişilik bir isim listesi hazırlanıyor. Bu listede açığa çıkmış, deşifre olmuş Fetöcülerin yanında alakası olmayanların veya kendilerine engel çıkarıp ayağını kaydırmak istedikleri kişiler de listeye ekleniyor. Çünkü bu 6 kişilik oluşturulan gizli ekibin 2 kişisi de Fetöcü olduğu sonradan anlaşılıyor. Hatta bunlar bilgi sızdırarak, karşı operasyon yapılmasını ve İstihbarat Dairesi ile Ankara Emniyeti birbirine düşürerek, dolayısıyla iki kurumda da istemedikleri kimselerin ayağını kaydırmış oldular. Emin Arslan Cevdet Saral’a; “Ben bunların bu kadar tehlikeli olduğunu 2000 yılına kadar fark etmedim. Nezaman AKP iktidara geldi, hepsi açığa çıktı ve gemi azıya aldılar. Çok tehlikelilermiş meğer” diyor.

 

            Kanal 6 televizyonunda yayınlanan Hulki Cevizoğlu’nun  yönettiği Ceviz Kabuğu programında Eyüp Kaya isimli eski bir Fetullahçı bazı itiraf ve suçlamalarda bulunmuştur. Bu programın çözümü de Ankara Emniyet Müdürlüğünce DGM’ne ve MGK’na gönderilmiştir. Bu yazıda örgütün hiyerarşik yapılanması ayrıntılı bir şekilde yer almıştır: İstişare Grubu, Dünya İmamı, Coğrafi Bölge İmamı, Ülke İmamı, Bölge İmamı, İl İmamı, İlçe İmamı, Semt İmamı, Mahalle İmamı, Ev İmamı, Serrehberler, Belletmenler, Öğrenciler ve Cemaat Mensupları.

 

            F.Gülen, Ankara 2 Nolu DGM’nde 2000/124 Esas sayılı dosyadan yargılandı. ABD’de olan Gülen’in savunması 6 Kasım 2001 tarihinde alındı. Savunmasında; “herhangi bir örgüte üye olmadığını, cemaat örgütlenmesinden haberi olmadığını, kendi adına böyle bir örgüt kurulduğu iddiasının doğru olmadığını, devlet yanlısı olduğunu, TSK’yı sevdiğini, laikliğe karşı olmadığını, okullarla ve dershanelerle kendisinin ilgisi bulunmadığını, televizyonlarda yayınlanan kasetlerin montaj olduğunu, Said-i Nursi’nin varisi olmadığını, şeriat istemediğini…” anlatmıştır. Devlet ve özellikle Emniyet teşkilatı içinde kadrolaştığına dair iddiaları kesin bir dille reddetmiştir. Fakat Gazeteciler ve Yazarlar Vakfınca 2008 yılı başında yayımlanan “Ölümsüzlük İksiri” adlı kitabında; “Teşvik edilen insanlar da o müesseseler de bu ülkeye ait… bir milletin ferdi, kendi milleti için var olan müesseselere sızmaz; hakkıdır girer oraya; mülkiyeye de girer adliyeye de, istihbarata da girer hariciyeye de …” daha önce inkar ettiği kadrolaşmayı kabul etmiştir. DGM sürecinde Gülen hakkında 11.08.2000 gıyabi tevkif kararı alındı. Ankara 2 Nolu DGM 10 Mart 2003 tarihinde mahkeme oy birliğiyle kararını verdi. Özetle, “… kamu davasının 4616 sayılı yasanın 1. maddesinin 4. fıkrasına göre kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine. Sanığın 5 yıl içinde aynı cins veya daha ağır şahsi hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç işlediğinde davaya devam edilerek hüküm verilmesine. Bu süre suç işlemeden geçirilirse davanın ortadan kaldırılmasına …” karar vermiştir. DGM’ler tarihe karışınca, Gülenin avukatları 7 Mart 2006’da “beraatına hükmedilmesi” istemiyle Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesine başvuruda bulundular. Mahkeme 2003/20 sayılı kararı ile 5 Mayıs 2006 tarihinde beraat kararını verdi. Cumhuriyet Savcısı Salim Demirci 2006/7 temyiz numarası ile kararı temyiz etti. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 5 Mart 2008 tarihinde kararını verdi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz etti. Ancak Yargıtay Ceza Genel Kururu; 11. Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği beraat kararını onadı. Tüm bu süreçler içerisinde F.Gülen örgütünün yasa değiştirecek ve bakan devirebilecek bir güce ulaştığı da ortaya çıkıyordu. Cemaat gücünü devlet kurumlarındaki gizli örgütlenmesinden ve bu örgütün gücünü devlet içinde bir baskı unsuru olarak kullanmasından kaynaklanıyor. Ama yasalarda devlet içinde örgütlü bir güce karşı bir müeyyide yok.

 

            DGM’ye verdiği savunmasında Nurcu olmadığını, Said-i Nursi’nin varisi olmadığını söyleyen “Hocaefendi” ile Said-i Nursi’nin bir farkları vardı. Said-i Nursi hep uhrevi dünya ile ilgilenmiş, dünyevi işlere, maddi dünyaya neredeyse hiç bakmamıştı. Ama Gülen Gülen uhrevi dünyadan çok maddi dünya ile ilgileniyor, bugün milyarlarca dolarlık bir gücün kontrolünü yürütüyordu.

 

            Tüm bu müfettiş raporları, ihbarlar, açık ve gizli izleme sonucunda hakkında “F.Gülen örgütü mensubu” olduğu yolunda bilgi bulunan hemen hemen hiçbir emniyet mensubu hakkında ciddi bir işlem yapılmadı. Örgüt dışında kalan birçok müdür, amir, komiser, memur haksız suçlamalarla cezalandırılıp sürülürken, örgüte sırtını dayayan hemen tüm polisler keyif sürdü. En kritik ve kariyerli makamların yıllarca sahipliğini yaptılar. Dahası Fetullahçı olmayan polislerin yaşam hakkı bulunmadığı düşüncesi polis içinde yerleştiği için cemaate yakınlaşmak, ilişki kurmak ve hizmet etmek için birçok polisin çaba gösterdiği de görülüyor (Bu değerlendirmeler 17/25 Aralık 2013 öncesine ait olduğunu unutmayalım).

           

            AKP iktidara gelirken cemaatin büyük desteğini aldı. AKP yalnız ve her an bir darbe ile yok olacağı tedirginliği ile ilk yıllarını geçirdi. AKP kapatılmamak için mücadele verirken yanında cemaat vardı. Cemaat elindeki tüm imkânları kullanarak AKP’nin kapatılmasını engelledi. Cemaat sonunda Erdoğan ve AKP’nin ‘kadim ve vazgeçilmez dosto’ haline geldi, getirildi. Erdoğan’ın “Ne istedilerse vermedik mi?” sözünün altında yatan da buydu. Cemaat bu sayede devletin tüm kılcal damarlarına kadar ulaştı. Cemaat öylesine güçlendi ki, MİT’i de ele geçirince ülkenin hâkimi gibi hareket etmeye başladı. Cemaat artık Kürt sorunu, uyuşturucu trafiği, vergilendirme biçimi, eğitim sistemi dahil hemen her konuda istediği gibi at oynatır hale geldi. Erdoğan Cemaate ayar vermeye kalkınca da; karşısında nasıl bir düşman olduğunu anladı. Bu MİT Müsteşarının ifadeye çağrılmasıyla ayyuka çıktı. Erdoğan ‘mahremine kadar girildiğini’ o zaman anladı ve Erdoğan Cemaate savaş açtı. Bunun temelinde Kürt sorununun çözümüne ilişkin yöntem farklılığı vardı. Erdoğan’ın daha milli bir duruşta olduğunu, CİA ve ABD kontrolündeki cemaatin ise emperyalizme hizmet eden bir yaklaşımda olduğunu da kabul etmemiz gerek. Cemaate yönelik operasyonlar başladı. Erdoğan ayar vermeye çalışıyordu, cemaat ise ayarlanabilir bir örgüt değildi. Cevabı sert oldu, 17/25 operasyonu başladı. Bu operasyonları yapanlarının tümünün Fetullah’a bağlı polis ve savcılar olduğu kayıtlarda belliydi. Cemaat ne istediyse vermişti ama verdiklerini de not etmişti. Görevden almalar yetmezdi, yasal düzenlemeyle zorunlu emeklilik getirilerek örgüte bağlı polis müdür ve amirleri emekli edildi. HSYK eliyle de savcı ve hâkimleri. Bunu yaparken kurunun yanında yaş da yandı. Erdoğan sert kaya çıkmıştı. Sonra Cemaat karşı atağa geçti. Ama artık eskisi gibi istihbarat ve operasyonel gücü olmadığını gördü. Çaresiz olarak, uyuyan ve yıllar sonra harekete geçecek kadrolar uyandırıldı. Yani TSK içindeki güçler devreye sokuldu ve 15 Temmuz kalkışması gerçekleşti.

 

            Cemaatin polis içerisindeki zayıflamasına da kısaca değinmekte yarar var. Cemaatin polis imamı Kemalettin Özdemir, Cemaatin önde gelen imamlarından İsmail Büyük Çelebi’ye yakındı. Büyükçelebi, F. Gülen’in ölümünden sonra yerine gelecek kişiyi açıklaması isteğinde bulundu. Bu istek ABD’de tedavisini sürdüren (!) Hocaefendiyi üzdü. Adetan ölümünü davet eden bir istek gibi algıladı. Büyükçelebi ve dolayısıyla da onu destekleyen Kemalettin Özdemir de gözden düştü. Polis imamlığından uzaklaştırıldı ve yerine Hanefi Avcı’nın kitabında deşifre ettiği Kozanlı Ömer yani Osman Hilmi Özdil atandı. Kemalettin Hoca, polis içindeki bağlarını bırakmadı. Her ne kadar bir imam olarak talimat veremiyorsa da, polis içindeki bazı coplar hala kendisine gizli gizli bağlılık ve hizmet gösteriyorlardı. Yeni imama bağlılık tam değildi. Eski imamla dostluğu olan ve onun koruyup kolladığı bazı isimler, yeni imamı istemiyorlardı. Bu değişikliğin iptal edilmesi için de çaba gösterdiler. İşte çatlak burada başladı. Yani KOZ’cular ve KÖZ’cüler oluştu. Yeni imama yakın duran Recep Güven başta bir çok isim yani KOZ’cular, yeni imamı istemeyen bir çok eski isme yani KÖZ’cülere karşı operasyon yapmaya başladılar. Atamalarda, yeni görevlendirmelerde KÖZ’cüler dışlanıyor, KOZ’cular korunuyordu. Bu gelişme KÖZ’cüleri harekete geçirdi. Bu kavga cemaat için operasyonlarda kullanıldı. İddiaya göre; Hanefi Avcı ve ona bağlı isimler Kemalettin Özdemir’in bu intikam alma operasyonuna hizmet etti. Kemalettin Özdemir, polis imamlığından alındıktan bir süre sonra bir cemaat yemeğinde zehirlenince, öldürüleceği endişesine kapılarak itirafçı oldu. MİT’e teslim olan Özdemir, savcılığa da ifade verdi. Özdemir MİT’in kontrolünde KOZ’cu Gülen elemanlarının listesini ve yaptıkları operasyonları deşifre etti. Bu itiraflar Erdoğan’ın Gülen örgütü ile savaşında çok işe yaradı. 15 Temmuz kalkışması sonrasında yapılan operasyonlarla ilgili bilgilerin büyük bir bölümü de yine bu itiraflardan elde edildi.

 

             Cemaat ya da cemaatin üst aklı karar verdi. Ya 40 yılda oluşturulan bu organizasyonun Erdoğan tarafından yok edilmesine seyirci kalacaklar ya da karşı atağa geçeceklerdi. Cemaat artık o kadar güçlenmişti ki, yerinde sayma ya da gizliliğe bürünme gibi taktiklerini bir yana bırakıp, açıktan savaşma kararı aldı. Uyuyanları uyandırıp, en büyük hamlesini yani 15 Temmuz kalkışmasını yaptı. Bu bir kamikaze saldırısıydı. Ya başaracak ya yok olacaklardı, sonuç ortada… Ancak ilginç bir durum var. Türkiye’deki darbecilere uluslar arası destek var. Ülke içinde de gözaltı sayıları, kapatılan dernek, şirket, yurt, vakıf, üniversite sayısına bakınca olayın vahameti, bu örgütün ne kadar büyük bir güce ulaştığı net olarak anlaşılabilir.

 

 

  1. BULGULAR VE ÖNERİLERİ

           

            Yukarıda, içindekilerden ve geniş bir özetini verdiğimiz kitaptan ulaştığımız bulgular ve öneriler maddeler halinde aşağıda belirtilmiştir:

           

1- Bugün FETÖ diye adlandırılan bu yapı 1979’lu yıllarda Polis Kolejine el atmıştır.

           

2- Polis Koleji öğrencileri anne babalarından, evlerinden ve doğup büyüdükleri Anadolu’nun değişik yerlerinden gelmişlerdir. Bu yapı öğrencilerin bu psikolojik durumundan faydalanılarak, hemşerinle tanıştıracağız, evde yemek yiyeceğiz, Ankara’yı gezdireceğiz vb. tekliflerle öğrencileri kendilerine bağlamışlardır.

           

3- Daha o dönemde bile sınavda başarı duası ezberletme bahanesiyle, kendilerine çektikleri öğrencilerin derslerinde hak etmedikleri notları vermişlerdir. İşledikleri disiplin suçları görmemezlikten gelinerek işlem yapılmamıştır. Hatta mezuniyet kurasında, kolej, akademi, genel müdürlük, istihbarat gibi birimlere atamalarının yapılmasını sağlamışlardır.

 

4- Kendi yanlarına çekemedikleri veya kendilerinden ayrılan öğrencileri özel olarak takip edip, her fırsatta ceza almalarını sağlayarak disiplin puanını doldurtup attırmaya veya yıldızsız mezun ettirmeye yani Komiser Yardımcısı olarak değil, sade Polis Memuru olarak mezun ettirmeye çalıştıkları görülmüştür.

 

5- Göreve başladıktan sonra önemli birimlerde kendilerinden olmayanları değişik ihbar ve kumpaslarla o birimlerden uzaklaştırdıkları, kendilerinden olmayanlara nerdeyse mesleki yaşam hakkı ve gelecek ümidi bırakmadıkları tespit edilmiştir.

 

6- Teşkilat içerisinde Hanefi Avcı, Sabri Uzun, Emin Arslan gibi bir çok insanın ilk başta bu yapı mensupları hakkında olumlu düşündükleri, özellikle 2000 yılından sonra bunların tehlikeli yüzlerini görerek, bunlar hakkında kitap yazdıkları ve yazacakları tespit edilmiştir.

 

7- Devletin kılcal damarlarına kadar elemanlarını yerleştirince, artık hükümetin politikasını değil, kendi politikalarını uygulamaya kalkmaları sonucu AKP ile araları açılarak 17/25 Aralık olayları meydana gelmiştir.

 

8- Hükümetle çatışmaları sonucunda, Emniyette ve Hâkim Savcılar arasında eski operasyonel güçlerini yitirmişlerdir. Kırk yıllık birikimlerinin göz göre göre yok olmasını seyretmektense, uyuyanları uyandırıp, en büyük hamlesini yani 15 Temmuz kalkışmasını yaptı. Bu bir kamikaze saldırısıydı. Ya başaracak ya yok olacaklardı, sonuç ortada…

 

20.02.2017 (Haber Merkezi)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin