Eski yılları aramak

İbrahim Alisinanoğlu

  Eski yılları aramak

“Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı” derler. Evet insanoğlu eskiyi pek sevmez, rağbet göstermez. Yeni göz alıcıdır, çekicidir, albenisi vardır.

Hayatın genel kuralıdır; her şey eskisi gelene kadar yenidir. Yenisi geldiğinde o da eskir, gözden düşer, pabucu dama atılır.

Ama eskinin de kendine has bir duruşu, zarafeti, vakurluğu, samimiyeti, sadeliği, basitliği, temizliği vardır.

Yıllar sonra düşünüyorum da o eski dediğimiz o yılların binalarında, giydiğimiz giysilerinde, kullandığımız eşyalarında, yediğimizde, içtiğimizde , gezdiğimiz mekanlarında, insani ilişkilerinde, toplumsal tepkilerinde pek çok güzellik varmış da biz fark edememişiz.

O; eski tabir ettiğimiz yıllarda konuştuklarımızla birbirimizi anlar, anlaşmazlıklarımızın pek çoğunu mahkemelere gitmeden aramızda çözerdik. İnsanlar birbirine daha yakın, çarşı pazar daha geleneksel, alışveriş daha az, hayat daha sade ve kolaydı.

Zengin fakir o zamanda vardı. Ama yan yana, iç içe yaşardık. O eskittiğimiz yıllarda mahallelerimiz henüz ayrılmamış, alışkanlıklarımız değişmemiş, dünyaya bakışımız farklılaşmamıştı. Zenginimiz yoksula daha yakındı. Merhamet insan olmanın gereği, yoksulu gözetmek görevdi. Mal mülkle gösteriş yapmak görgüsüzlük, sahip olduğu zenginliği göze sokmak edepsizlik, israf haram olarak bilinirdi.

İnsanlar yediklerini içtiklerini anlatmaz, özel hayatlar teşhir edilmez, namahrem konular her yerde konuşulmadı. Kişiler kendilerini mallarıyla mülkleriyle yediği içtikleriyle, yaşadıkları çevreyle kabul ettirmeye çalışmaz, mütevazilik, tatlı dil, açık el, şefkatli kalp erdemli olmanın gereği olarak bilinirdi.

Yokluk ve yoksulluk o zamanda vardı, ama hayat daha basit, talepler daha az, zorlukları aşmak daha kolaydı. Markayı fazla bilmez, kimse kolay kolay” onda var da bizde niye yok?” denmezdi. “Eskisi olmayanın yenisi olmaz” denir, hiçbir eşya eskimeden yerine yenisi konmazdı. Sabır, şükür, Kanaat etmek hayatın kendisi, yardımlaşma sıradan işlerden, paylaşmak genel karakterimiz idi.

O yıllarda akrabalar arasında saflar daha sık, komşular çözüm ortağı, çarşı pazar hayatımızın merkezindeydi. Hayat ailede başlar, sokaklarda şekillenirdi. Daha az kaygılıydık, daha fazla kanaatkardır, sokaklar daha güvenli, insanlar daha samimi, talepler daha sırdan, alışkanlıklarımız daha basitti.

Toprak daha temiz, su daha duru, yiyecek içecekler daha doğaldı.

O eski yıllar henüz ruhumuzu maddeye satmadığımız, trafikten şikayet etmediğimiz, teknolojinin bağımlısı olmadığımız, yaşadığımız çevreyi ranta teslim etmediğimiz, TV ekranları karşısına akıl tutulmaları yaşamadığımız, zihnimizi ipoteğe vermediğimiz, cep telefonu ve bilgisayar klavyesiyle nikah kıymadığımız günlerdi.

Hepimiz konuşmasını, anlaşmasını, paylaşmasını bilirdik.

O yıllarda küçük mütevazi evlerde oturur, kalabalıklar arasında geleneksel yaşar, asla yalnızlık hissetmezken…Şimdi metropol şehrin milyonları arasında koca koca evlerde oturmamıza, modern hayatlar sürmemize rağmen, yalnızlık hissediyorsak eğer, ben eskiyi nasıl aramayayım.

Yazan: İ.Alisinanoğlu

 

8.10.2018 (İbrahim Alisinanoğlu)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

1950’ler de Atatürk bulvarı ve ilk yapılar.

Gaziantep’te ilk yerli bakır kap üreticimiz

   BİR HABBE HÖNÜSÜ!

Gülperi üzülmüş!...

GÜLPERİ BİZİ ÜZDÜ!

TÜFEKÇİ YUSUF VE EŞİ MAKBULE HANIM

Tepelerin ardına taşan Gaziantep!

Gaziantep’te bir çocuk oyunu; KÜKÜÇ

Bir trafik kazasının ardından daha ! 

Sosyal Medyada Bizi Takip Edin