Cordoba`nın Güvercinleri.

Cordoba`nın Güvercinleri.

Endülüs bölgesinin en güzel şehirlerinden birisi olan Cordoba (Kurtuba)’nın; Emevi devletine başkentlik ettiği sıralarda nüfusunun bir milyonu aştığı; bugünkü nüfusunun ise yaklaşık üçyüzbin civarında olduğu; tertemiz sokakları, portakal ağaçları ve her yanı saran portakal çiçeği kokusuyla unutulmaz bir şehir! Üç semavi dinin mensuplarının uzun seneler barış içerisinde yaşadıkları şehir.

        İslam’ın Büyük Komutanı Ukbe bin Nafi; 670 yılında Tunus`u fethetti ve atını beline kadar Atlas Okyanusu`na sürmüş ve şöyle haykırmıştı: ‘’Ya Rabbi! Eğer önüme çıkan şu deniz (atlas Okyanusu) olmasaydı, senin yolunda cihad ederek daha ileri giderdim!”

        Daha sonra 711 yılında İspanya Tarık bin Ziyad tarafından feth edildi. Endülüs isminin alacağı toprak parçasını buldu. Endülüs, Akdeniz kültür ve medeniyetlerinin sentezi oldu. Dünya tarihinde gerçekleşmiş en geniş kapsamlı ve en uzun süreli tek "sosyo-kültürel uzlaşma" bu bölgede icra edildi. Endülüs bilime ve sanata değer veren, farklılıklara saygı gösteren, birlikte yaşama kültürünü savunan ve  tutkuyla hayata sarılmanın simgesi haline geldi.

       Toprağı buram buram bilgi tüten Kurtuba, yetiştirdiği büyük bilgin İbni Hazm el-Endülüsi’nin’Tavku`l-Hamame’’  yani Güvercin Gerdanlığı anlamındaki eseri sevgi üzerine yazılmış nadir eserlerden biridir.

           Güvercinler boyunlarında aidiyetin en zarif tezahürlerinden birini (aşk zincirini) taşır. İbni Hazm bu aşk zincirine “güvercin gerdanlığı” demiştir. Bağlılık, ülfet, sevgi ve muhabbeti kendi kendini gerçekleyerek öyle deneyimsel bir prizma halinde kesmiş ki gözlerin kamaşmasına engel olmak zordur. Çoğu kez ruhun bakmayı uygun bulduğu bu muhteşem prizma, gecenin karanlığından gökkuşağının renklerini doğurtmuş, üstelik aşkla yapmış bunu… Ruhu bir tuval sayıp sonsuz renklerle bezemiş… Bakanı özgür kılmış, lakin bakışını aşk zinciriyle bağlamış.

          Endülüs, beyaz bir güvercin, o güvercinin gerdanlığındaki en pırıltılı inci demiş Kurtubalı (Cordoba) bilge şair ve düşünür İbn-i Hazm. Hoşgörü ve sanatın simgesi haline gelmiş. Doğanın bahşettiği güzelliklere, kadim uygarlıkların bıraktıklarına yediveren gülü gibi karşılık vermiş.... Toplumbilimin babası sayılan İbn-i Haldun’un ailesi de aynı toprakların göçmenidir. Endülüslü felsefeci İbn Rüşd, hekim fıkıh ve matematik alanında çağının en önde gelen isimlerinden birisidir. Eserleri batının rönesansına büyük katkılar sağlamıştır

            Kurtuba’da (Cordoba) ulaşılan yüksek eğitim seviyesi sayesinde, dinî ilimler yanında müsbet ilim alanında da pek çok bilgin yetişmiştir. Devirlere göre bazı farklılıklar göstermiş olmakla birlikte genel olarak Endülüs’te de geçerli olan eğitim sisteminin temelini oluşturan unsurları amaçlarıyla birlikte şöyle saymak mümkündür. Okuma-yazma ve dilbilgisi, öncelikli olarak kutsal metinlerin incelenmesi için; aritmetik, mirasın Kur’an’a göre paylaşılmasını sağlamak için; gökbilim, câmilerin Mekke’ye doğru yönlendirilmesi için ve takvimi düzenlemek için; tıp, hastalıkları tedavi etmek için öğrenilir ve öğretilirdi. Hiç şüphesiz, bu tahsilin başka alanlarda da yararlı olacağı kabul edilirdi.

           Astronomi ve tıp alanında Endülüs Müslümanlarının, İspanyol ve Avrupalılar’a intikâl eden mirasları azımsanamayacak kadar çok olmuştu. Endülüs’lü hristiyan ve yahudiler, daha evvel Hipokrat ve Calinus’un eserlerinden yararlanırken, tıp alanında yapılan tercümeler sayesinde, gelenekleri zamanla değişmiş ve yerini modern anlamda İslam tıbbına bırakmıştı. Endülüs’te tıbbın gelişimi konusu, bu sayfalara sığmayacak kadar geniştir. Burada vurgulanması gereken şey, bu alanda Batı dünyasına geçen Endülüs tesirlerinin büyük olduğu gerçeğidir.

           Endülüs’te, toplumsal bilimlerin yanında dil, edebiyat dışında tarih, coğrafya, biyografi, felsefe ve dinî ilimler gibi alanlarda da büyük bilginler yetişmiş ve değerli eserler vücuda getirmiştir. Endülüs’te yaşamış olan bilginlerden bazıları Ebû Cafer Yusuf b. Hasdây, Ebû’s-Silt, İbn Bâce, Ebû Mervan İbn Zühr, Ebû’l-Ulâ İbn Zühr, Ebû Mervan b. Ebû’l-Ulâ’ İbn Zühr ve botanik bilgini İşbiliye’li İbnü’l-Avvâm’dır. Daha sonra; Hafîd Ebû Bekr İbn Zühr, Ebû Muhammed İbnü’l-Hafîd İbn Zühr, büyük bilgin ve filozof Ebû’l-Velîd İbn Rüşd, Ebû Bekr Ebû’l-Hasen Zührî ve Mâleka’lı botanikçi İbnü’l-Baytar gelir. Bu bilginler, kendi zamanlarının en değerli şahsîyetleri olarak Endülüs kültürü ve medeniyetinin gelişimine büyük katkılar sağlamışlardır. İslam felsefesinin, Batı düşüncesini etkilediği merkez Endülüs’tür. Çünkü, Avrupalılar doğu felsefelerini ancak Endülüs kanalıyla öğrenme imkanı bulmuşlardır. İslam dünyasındaki dil, din ve kültür birliği fikir alışverişini, bilginlerin ve kitapların doğudan batıya intikâlini kolaylaştıran bir unsurdu.

          Şiir ve belagatta Endülüs’te büyük bir inkişaf  göstermiştir. Zira şiir tarzının Müslümanlardan mı alınma, yoksa doğal gelişimiyle mi ortaya çıktığı konusuna değinmek istersek; batılı araştırmacıların tartışmalarında, şiirin gelişiminin Endülüs kültürünün etkisiyle ivme kazandığı kanısı yaygın olarak işlenmiştir. Gerçekte konuları, beyitlerin dizin örneği ve kâfiyelerin birbirini takip etmesi gibi özellikleriyle bu şiir tarzı, müveşşah ve zecellerin hemen aynısıdır. Endülüs’te toplumsal bilimlerin; dil ve edebiyat dışında tarih, coğrafya, biyografi, felsefe ve dinî ilimler gibi alanlarda da büyük bilginler yetişmiş ve değerli eserler vücuda getirilmiştir.

            Ortaçağ Avrupa Hıristiyan dünyasında, sadece Latince olarak okuma yazma öğretilerek; sınırlı, dinî hayata yönelik ve sadece erkek çocukların katılabildiği bir okul eğitimini söz konusu yapıyordu. Yeni bir bilgi üretilmesi söz konusu değildi. Bütün çaba; özü koruma ve aktarmaydı. Dış etkilere karşı, savunma durumunda özü korumak tasasına bağlı olarak ortaya çıkan bu katılık, Engizisyon mahkemelerine kadar uzanan geniş boyuta sahip olacaktır.

            Avrupalı gençler; Endülüs’e gelerek Arapça öğreniyor, muhtelif alanlarda uzman âlimlerden dersler alıyor, bu arada Endülüs eşrâfına karışarak müslümanların âdetlerini benimsiyor, âdetâ Endülüslüleşiyorlardı. Yani, müslümanların yaşantısına ayak uyduruyorlar, onlar gibi giyiniyor, yiyip içiyor, gezip eğleniyorlardı. Onların hayat tarzı ve âdâbı muâşeret kurallarını benimsiyorlardı. Bu durumu, barbarlıktan medeniyete geçiş olarak  değerlendirmek mümkündür. Dolayısıyla, müreffeh-huzurlu hayatlarını görerek hayran kaldıkları Müslümanlar gibi yaşamak arzusuyla, bilim ve felsefe alanlarında müslüman eserlerini inceleyerek ve benimseyerek, memleketlerine döndüklerinde; öğrenmiş oldukları, astronomi, matematik ve cebir bilgilerini duyan Hıristiyanlar çok şaşırmışlar ve bu bilimleri sihir saymışlardır.

                

          Batılı zihin; Endülüs’ü anlamak suretiyle yeni bir medeniyete temel oluşturacak malzemeyi çıkarmasını bildi. İbni Hazm, İbni Rüşd ve İbni Bacce gibi filozof ve mütefekkirleri yetiştirdi. Küresel Trigonometride el-Battani, Sinüs teorisinde Ebu Nasr, Cabir bin fellah, ibni heysem ve ayrıca İbni Bacce, Mekanikte, dinamik ve optikin kurucularıdır. Kurtuba Ulu Camii, Medinetüz-Zehra Camii, el-Hamra Sarayı, mimari ve estetik yönüyle insanları kendisine hayran bırakan eserlerdir. Şehircilik ve amme hizmetleri en üst seviyedeydi.

        Batı ilmi ve dini kaos yaşıyordu. Cinler, sihir ve uydurma bilgilerle hayat sürdürürken; vahşi batının katliamları yanında, Endülüs’ten bize sadece 30 kitap kaldı ve kitapların milyonlarcası yakıldı. Sadece Kurtuba’ da 900 hamam, 600 cami, 80 okul 50 hastane  vardı. 2 milyon el yazma eser yakıldı, 3.5 milyon müslüman katl edildi.

        Alman asıllı Prof. Dr. Sigrid HUNKE;  Avrupa Üzerinde İslam Güneşi adlı eserinde; ‘’Müslümanlar büyük hastaneler kurmuşlar. Doktorlar fakir hastaları ücretsiz tedavi ediyorlar. Eczaneler Müslüman, Hıristiyan ayırımı yapmadan ücretsiz ilaç veriyorlardı.

       Endülüs’te binlerce umumi hamam olmasına rağmen; Hıristiyanlar yıkanmayı utanç verici olarak niteliyorlardı. O Halde Avrupa rönensansının üstatları yunanlılar değil Müslümanlardır.’’

        Fransız tarihçi Michelef ‘’Granada da Engisisyon mahkemesinin verdiği kararla 1 milyon cilt eser yakıldı.‘’

 

        İbn Rüşd, kendisine yöneltilen eleştiri, töhmet ve zındıklık (dinsizlik, dinden çıkma) suçlamalarına rağmen fikirlerini özgür iradesi hiç yılmadan ifade etti. İbni Rüşd’ e esatirin (masalcıların) iftirası yüzünden yalnızlaştırıldı. Buna rağmen; fikir  ve hürriyetin öncüsü sayılmaktadır. Filozofların filozofu Aristo’yu İslam dünyası ve daha sonra da Batı’ya fikirlerini geliştirerek aktaran İbn Rüşd olmuştur. Onun kanalıyla Avrupa’ya geçen felsefî düşünceler, kilise tarafından sakıncalı görülerek yasaklanmasına rağmen yayılma fırsatı bulmuştur. Bu olgu, Avrupa’da kiliseye karşı başlatılan düşünce özgürlüğü mücadelesinin tetikleyicisi olmuştur.  Hayatı acılar içinde geçti. Vefat ederken mezarında Şeyhü`l-Ekber Mühiddin-i Arabi vardı. Hani akılcılar, filozoflar ve mutasavvıfları çatıştırırlar. Birbirine karşıymış gibi… Yok öyle şey! hepsi tevhit mücadelesinde. Sonradan beyinsizler, bir ayrılık varmış gibi uydurma misaller veriyorlardı. Onlar birbirlerine karşı gayet müsamahakardılar.

       Hepsi aynı yörüngede; sulhun  ve sükunun elçileri. Kurtuba’ nın beyaz güvercinleri.

        Endülüs’te ihtişamlı hayat ve medeniyetin görkemi yaşanırken; Avrupalar;  çaresizdi. Bir o kadar bağnaz, mezhep savaşlarında milyonlarca insan katl edildi. Hatta nüfusunun 1/3 yok oldu.

 

          Batı, hikmeti kaybettiği için gayesini de kaybetmiştir. Dengeli ve ideal medeniyetin numünesi Endülüs Medeniyeti olmuştur (Roger Garaudy)

       

"Ne hayret vericiydi o Müslümanların devri,

İnanılmaz bir efsaneydi medeniyetleri" (Muhammed İkbal)

 

       Mazisinden, ihtişamından utanan ve Avrupalı dostları gücenmesinler diye hazinelerini gübre ile saklayan gafil bir çocuktur Türk aydını (Cemil Meriç).

        Endülüs kültürü, toplumsal kaynaşma sonucu toprakları üzerinde barış ve huzuru doğurmuşken, buna karşın; bugün ülkemizi ve bütün dünyayı saran batı kültürü, kendi iradesi dışındaki dünyada toplum ve devlet çatışmalarına zemin hazırlamak münasebetiyle savaşa ve huzursuzluklara neden olmaktadır.

         Avrupa’da 1848 yılına kadar, muhaliflerinin etlerini kasaplarda satacak kadar vahşi olan bir medeniyetin evlatları günümüzde de aynı yolu izlemiyor mu? Siz hiç inanır mısınız bunların cihana hak ve adalet dağıtacaklarına?..

 

       Endülüs’teki muhteşem medeniyet; dünyada değişim ve dönüşüm sağlamış, pratikte uygulanan hukuk nizamının öncüleri ve hayata güzel bakan insanları yetiştiren Kurtuba’ nın bilginleri; birer ruh terbiyecisi ve hikmet ehli değil mi? bir güvercin misali değil mi? Sevgi, diyalog ve paylaşımın temsilcileri! Sizinle iftihar ediyoruz!

 

       Ey Ukbe bin Nafi,  güvercinlere başka bir yurt yok mu? Ey Tarık bin Ziyad! Güvercinlere yeni yuva yok mu.?

 

      Güvercinler! Yeniden uçun. Şark ahdini (misakını) unutmuş, garp da batağa batmak üzeredir.

 

      Uçarken hikmetin mesajını götürün. Acı çeken insanlık ve mevcudat sizi bekliyor! Sizi ufuklarda gözlüyor.

 

      Bulutlarla beraber uçun! Gerekirse bulutların üzerinde gelin. Zira ikinizin de görevi aynı. Biri tevhit, diğeri rahmet…

 

 

 

 

8.10.2018 (Abdurrahman Yiğit)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin