KÖY ÖĞRETMENİ

Ali Dat

KÖY ÖĞRETMENİ

 

Eylül ayıydı. Genç öğretmen Nizip’in Kahtin (Erenköy) Köyüne , tayin olmuştu.

Köye gitmek için, köy kamyonunu bekliyordu.

Kırmızı, üstü çadırlı büyük gürültüyle geldi. Köye giden başka araba yok.

Herkes kamyonla yolculuk ediyor.

Eşyalar yorgan yastık, birde av tüfeği, kamyona yüklendi. Öğretmen heyecanlı

İlk görev . Şalvarlı şapkalı köylülerle

Tanışıyor.

Yolculuk başladı. Zeytin ağaçlarının arasından, tozlu topraklı yoldan ilerliyor lar. Belkıs (Zeugma) harabelerinden geçerek, Fırat’ın azgın sularının serinliğini hissederek, dar köprülerden geçiyorlardı. Yol değil ,sanki patika, yolda sadece iki teker izi var. Ortası otlarla kaplı.

O zamanlar Zeugma adı bilinmiyordu. Öğrenciler Belkıs da, yağmur yağdığı zaman para (sikke) ,kırık küp parçaları buluyorlardı. Belkısın adı , yıllar sonra adı oldu Zeugma.çingene kızının mozaiklerinin birleştirilmesi ile adı dünyaya yayıldı. O yörede adı hala Belkıs diye anılıyor.Hatta Belkıs Köyü de var.Fıratta Zeugma mozaiklerinin tarihini bilircesine üzerinden akıyor.

Erenköy’e akşam saatlerinde ulaşıyorlar. Köylüler öğretmenin eşyalarını okula indirip, evlerine davet ediyorlar.

Köy ağaçlık, yeşillik. Bir kenarında Fırat akıyor, yanında köy deresi geçiyor. Suyu tertemiz avucunla al iç .buz gibi. Derenin için de yer yer balıklar oynaşıyor. Şimdiki gibi poşet pet şişe yok. Tarlaya derenin suyu akıtılıyor. Su kesildiğinde balıklar tarlada kalıyor. Bu şekilde balıklar avlanıyor.

Evler keymık taşından yapılmış tarihi özellik taşıyor. O zamanki köylerde üç katlı evler burada vardı.

Düşmanlıklı olduklarından akşamları kimse dışarı çıkmıyor. Öğretmenide öyle uyarıyorlardı.

-Hocam gece dışarı çıkmayın, ateş açarlar. Burada yaşantı böyle . Zaten akşamları, lüks lambası ışığında davete götürüyorlar. O zaman diğer köylüler biliyor ki öğretmen davette. Davette pilavların üzerindeki etleri ,misafirin önüne doğru isterler ,buyur ederler. Öyle herkese bir tabak yok. Topluca karavanadan yemek yenir. Sonra demli kaçak çaylar içilir. Yüzük oyunu oynanır. Tepsiye kişi sayısı kadar ,fincan ters çevrilecek birinin içine yüzük konur. Yüzükü bulan bir dahaki sefere o insanları davet eder, yada bir şeyler alır.

Okul bakımsız ama ,

bahçesinde fındık ,kestane, kavak , incir, erik ,ağaçları var. Yeşillikler arasında.

Öğretmen voleybol ağı örerek köy gençleriyle oyun oynayıp iletişimini sağlıyordu. Böylece voleybolu gençlere sevdiriyordu.

Fırat nehri, narlar çiçek açtığı zaman, yatağından taşar, bütün bahçeler sular altında kalır. Ama Fırat, yavaş yavaş yükselir.

Ayşe teyze okula gelir. Öğretmenden çocukları ister. Sular yükseliyor. Ağaçların eriklerini toplasınlar. Öğretmen çocuklarlarla birlikte, ağaçlardan can eriklerini toplar, bir yandan da , çocuklar ceplerini dolduruyorlar. Ekşi buz gibi erikleri bir taraftan topluyor. Diğer yandan yiyorlar.

Ayşe Teyzenin, eriklerini Fırat’tan kurtarıyorlar.Sadece ağaçlar sular altında kalıyor.

Daha önceki yıllarda okula hiç kız gelmemiş. Köyde kızları okula göndermiyorlardı. Kızları okula çekmek için, öğretmen camide sabah ezanı okuyor. Sabahına, Muhtarın yeğeni, imamın kızı, kooperatifçinin kızı okula yazılıyor. Bunu duyan bütün köy kadınları kızlarımızı bizde göndeririz, diyorlar . Böylece okulda onaltı kız oluyor.

Bir gün Nisan yağmuru altında, tarlada futbol oynarken, gençler üzerlerini çıkarıyor. Yağmurda ıslanmasın diye. Yoldan geçen köylü kadınları, muhtara çıplak oyun oynanır mı? Kadınlar birazda abartarak her yerleri açık diye şikayet ediyorlar. Böyle oyunlarla, gençlerle, güzel bir ilişki kuruluyor.

Ümmet Amca, dere kenarında bulunan bahçesine, Öğretmeni davet ediyor. Çıkınında, ekmekten başka bir şey yok. Ama dereden sepetle, Balık tutuluyor. Bahçedende domates, biber, maydanoz vs. toplanıyor. Pişmiş taze balıkların kokusu, bahçelere yayılıyor.

Ümmet Amcanın oğlu Hanifi anadan öksüz, yaşı on altıya geldiği halde, zor okuyor. Ancak okulun sobada, yakılacak odunlarını kırıyor. Okula gelirken, her çocuk elinde, odun getirirdi. Sobaya girmeyenleri Hanifi kırardı.

Öğretmen okul duvarına “En Büyük Düşmanımız, Cehalettir “ Atatürk’ün sözünü on beş gün uğraştıktan sonra yağlı boya ile yazıyordu. Duvar taş ve sıvasız olduğu için zor yazılıyor. Bu söz köylüde büyük etki yaptı. Çünkü köyde okuma – yazma oranı, çok düşük. Kadınlardan okuma – yazma bilen yok.

Öğrenciler zeytin toplamaya gittiklerinde, öğretmenden izin isterler. Öğretmende, Nizip’e gidenler izin istemesin bir gün sonra döndüklerinde, her hangi bir gazete getirirler . İzin almış olurlardı. Bu gazetelerde okul kütüphanesine konur. Öğrenciler okurdu. Kütüphanede sadece bir öğrenci sırası.

Ancak her şey süt liman gitmiyordu. Bir gün köy çeşmesinin duvarına, kooperatifçinin kızı Aşgül’ün adı yazılıyor. Cinsel içerikli kötü sözler. Bunun yanında seni seviyorum, sen benim olacaksın, bir tanem gibi. Yazan belli.. Hamit, dördüncü sınıfta Aşgül’de birinci sınıfta ama, yaşı büyük. Öğretmen Hamit’in ellerine nar çubuğuyla vuruyor. Ses çıkarmıyor, çünkü suçlu. Ama öğretmen, belki de Aşgül – Hamit aşkını engellemiş oluyordu. Hamit’in dövüldüğünü duyan abisi, kırma tüfeğini alıp öğretmeni vurmaya kalkıyor.

Abi:

- Hoca seni vurayım mı? Niçin dövdün bu çocuğu.

Öğretmen:

- Bir cümle söyleyeyim ondan sonra vur.

Abi:

- Neymiş:

Öğretmen :

- Çeşmedeki bu yazılan sözler senin bacına yazılsaydı ne yapardın? Bunu duyan cahil ağabey tüfeğini yere atıp, öğretmenin eline sarılıp, özür diledi. O gençle sonradan arkadaş olup top oynuyorlar.

Çeşmeye yazı yazan Hamit Aşgül’den oluyor. Hamit’in içi yanıyor ama yapacak bir şey yok. Hemen hemen ikisi de buluğ çağına ermiş çocuklar. Kız on üç yaşında erkek on beş yaşında. Birinci, dördüncü sınıf olmasına bakmayın. Zaten o zamanlar on beş yaşında kızlar gelin oluyordu. Aşgül’de alımlı, çalımlı bir kızdı. Gösterişli saçları dalga dalga, beyaz tenli bir kızdı. Gözler ela, bir içim su. Cana yakın, konuşkan, cıvıl cıvıldı. Sınıfın başkanıydı ama kalbinde Hamit’in hala yeri vardı. Hatta öğretmeni bile Aşgül’ü koruyup kollaması bile bir sevginin işaretidir. Bir çocuk aşk hikayesi çabuk başlayıp tez bitti.

Okulun sıraları, masası kırılacak düzeyde. Sıralara çocuklar oturduğunda ,sağa sola sallandığında kırılacak gibi.

Okula müfettiş geliyor. Okulun kavaklarını, muhtarla karar alarak kesin diyor. Kavaklar satılıyor. Parasıyla kazma, kürek, çeşitli kitaplar, harita, ansiklopedi vs. alınıyor. En önemlisi çekiç ve çivi alınıp, sıraları ve kapıları elden geçiriyor. Öğretmenin çalışması, bununlada bitmiyor. Öğrencilerle, boş zamanlarında, okul bahçe duvarını örüyorlar.

Köylülerden bazıları:

- Hocam, böyle duvar örüyorsun, niçin Almanya’ya gitmiyorsun, diyorlar. O zaman çok öğretmen Avrupa’nın yolunu tutmuştu. Kasap, terzi gibi.

Köyde geçen iki yıldan sonra öğretmen askere gidiyor. Tren yolculuğuyla kırk dört saat gittikten sonra ver elini Manisa.

Okul da Birecik barajının yapılmasıyla sular altında kalıyor.

Geride köylülerle, öğrencilerle geçirilen acı tatlı anılarla ,kazanılan dostluk ve kardeşlik kalıyor.

 

 

13.03.2018 (Ali Dat)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

ANTALYAYI GEZME VAKTİ

BULGUR VE ŞİRE ZAMANI

TATİL HİKAYELERİ

ALTIN ADINA YAPILAN İŞLER

YOLCULUK

       IRAK İŞ VE YATIRIM FORUMU

HATTUÇ’UN KOKUSU

KIRMIZI BALIK

GÜL KOKUSU

Sosyal Medyada Bizi Takip Edin