Tepelerin ardına taşan Gaziantep!

İbrahim Alisinanoğlu

Tepelerin ardına taşan Gaziantep!

Bundan elli yıl kadar önce Gaziantep; küçük, mütevazi, geleneklerine bağlı, hayatının her alanında kendi kültürünü yaşayan ve yaşatan, şehre göçeni de kendisine benzeten, nüfusu birkaç yüz bin,otomobil sayısı üç beş binle ifade edilen bir kentti.

Gaziantep o günlerde kesme taşlarla döşeli sokakları,naylon arabaları, faytonları, tek tük gördüğümüz otomobilleri, seyyar satıcıları, çarşı esnafı, meslek dallarındaki ustaları, mahalle bakkalları, sokaklarında hemen hemen herkesin birbirini tanıdığı, selamlaştığı, çocukların oyunlar oynadığı, komşunun komşuya sırdaş, evlerin evlere omuzdaş bir şehirdi.

O yıllarda herkes birbirine benzer, varlıklı olmak diğerinden farklı yaşamayı gerektirmez, herkes birbirinin aynasıydı.

Gaziantep’te tüm yollar şehir merkezinde Maarif Kavşağında buluşurdu. Gaziantep; Türk (Kürt)Tepe, Kolej Tepe, Tepebaşı, Samasak tepeden ibaret iken, şimdiler de Antep tepelerin ardındaki tepelere ulaştı,dağ taş ev doldu, milyonlarla ifade edilen nüfusu ile koskoca metropol bir şehir oldu.

Gaziantep denilince Batıda; Başkarakol, Gaziantep lisesi…Doğuda; Ahmet Çelebi mektebi ve camisi, Ali Baba Türbesi… Kuzeyde; Kâmil Ocak Stadı, Fuar, Tekel içki fabrikası, Hacıbaba, Tren istasyonu…Güney de ise Sanat okulu, Doğum ve Devlet hastanesi, Düztepe, Dutluk gelirdi. Bunlardan öteye ne bir semt ne bir mahalle ne bir bina vardı.

Başkarakol’dan öteye ev göremezdiniz, Maanoğlu köprüsünü geçince Antep biterdi. Maanoğlu köprüsü, Alleben ’den ötesi, Sarıgüllük bağlık, bahçelik bostanlık alanlardı. Değirmiçem yeşilin tüm tonlarının hâkim olduğu muhteşem bir armoniydi.

Maarif şehrin kalbi, oradan farklı yönlere uzanan yollar onun ana damarları gibiydi. Birine bir yer tarif ederken Başkarakol, Halk evi, Maarif Kavşağı, Kilis Pasajı, Elmacı Pazarı, Balıklı, Hükümet konağı, Kırkayak Parkı, Tekel (inhisar)Müdürlüğü olan Bayaz Hanı, Amerikan Hastanesi, Antep Lisesi, Hapishane gibi mihenk noktalarını gösterildiğinde herkes o noktalardan aradığını kolayca bulabilirdi.

Şimdi yaşadığım şehri tanıyamıyorum.

Şimdi mahalleden onlarca mahalle, her semtte adını yolunu bilmediğimiz yüzlerce sokak, yeni meydanlar, AVM’ler çıktı ortaya. 1960'lardan bu yana dalga dalga gelen göçler, Gaziantep’i tanınmaz hale getirirken, şehrin kimyası değişti.

Gaziantep’i tanımakta güçlük çekiyoruz artık. Başımı kaldırıp ufuklara baktığımda gördüğüm tek şey, dikine yükselen binalar. Yaya gidecek bir yer kalmadı. Sokaklarında tanıdık bir yüz görmek neredeyse imkânsız. Şehir trafiği sinir kat sayını arttıracak nitelikte.

Değişimin önünde durulamayacağını biliyorum. Ama yaşadığım şu kentte yitirdiklerimi hatırladıkça ruhum daralıyor, içim yanıyor. Her köşesi ayrı bir güzelliği tarif eden Gaziantep’te, kaybettiklerim gözlerimi yaşartıyor.

Yazan: İ.Alisinanoğlu

10.09.2018 (İbrahim Alisinanoğlu)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

Gülperi üzülmüş!...

GÜLPERİ BİZİ ÜZDÜ!

TÜFEKÇİ YUSUF VE EŞİ MAKBULE HANIM

Gaziantep’te bir çocuk oyunu; KÜKÜÇ

Bir trafik kazasının ardından daha ! 

Biz yaşayalım ki anlatacak bir şeylerimiz olsun.

BİZ BU OYUNU BOZARIZ!

EN EYİSİ ANTEP!

ANTEPLİYİ GICIK EDEN BAZI HALLER!

Sosyal Medyada Bizi Takip Edin