Bir dürümün hatırlattıkları

İbrahim Alisinanoğlu

Bir dürümün hatırlattıkları

Birkaç gün önce lokantacı bir dostumu ziyaret e gittim. Oturduk, çay kahve sohbet derken, lokantada çalışanlardan biri yanımıza geldi; “usta senin ki geldi! “dedi. O da “ee ne duruyorsun? Gereğini yap!” dedi.

Gayri ihtiyari bu sözler merakımı cezbetti. Garsonu uzaktan takip etmeye başladım. Çalışan elindeki dürümü kapı önünde masada tek başına oturan adama götürdü, verdi.

Dürümü alan bu şahsı tanıyordum. Ben orta mektepte öğrenci iken, o da lisenin parmakla gösterilen zeki talebelerinden biriydi. Bildiğim kadar ile hiçbir ekonomik sorunu yoktu. Oldukça sosyal, hareketli bir gençti. Ne olduysa lise bittikten sonra olmuştu. “Korkmuş! Deli oldu “dediler. Hayat dolu genç gitmiş, yerine kafası hep yerde sokaklarda mecnun gibi dolaşan bir behlül gelmişti. Onun eski halini bilen biri olarak bu durumu beni hep üzmüştü.

O şimdi karşımdaydı. Bizimkisi dürümü getiren garsonun yüzüne bakmadı bile. Elinden aldı. Onu masanın üzerine koydu. Dürümü açtı, içindeki eti kendi kafasına göre yeniden tertip edip yerleştirdi. Sonra kendisinden beklenmeyecek bir kibarlıkla dürümü zarif bir şekilde tuttu ve yemeye başladı. Masada dürümü yerken ki hali, bir “deliden” çok, lüks bir restoranda yerini almış beyefendi görüntüsü veriyordu. Dürümün her lokmasında yediğinin hazzı suratından okunuyordu sanki.

Dürümü yeme işi yarım saat kadar sürdü.Sonra oturduğu masayı cebinden çıkardığı bir bezle sildi. Yerinden kalktı. Sessizce oradan uzaklaştı, kalabalığa karıştı gitti.

Dayanamadım restoran sahibi arkadaşıma sordum;

” Hayırdır nedir bu?” dediğimde. “O benim uğurum, Dükkanımın beti bereketi. O her gün öğleye yakın aynı saatte gelir. Her gün aynı masaya oturur, tek laf etmeden aynı dürümü yer ve gider. O dükkanımızın bir parçası. Biz ona alıştık, O da bize! Gelmediği gün gözümüz yollarda kalıyor, huzursuz oluyoruz” derken yaptığı işten duyduğu mutluluk gözlerinden okunuyordu.

Şefkatin miadının doldu dendiği, merhametin tedavülden kalktığı, acımasızlığın pirim yaptığı, “ben” demenin olağan sayıldığı, hayatımızdan pek çok güzelliği kovduğumuz, insanlığımızı hatırlatan pek çok kavramı defterimizden silip attığımız şu “medeni dünyada”, az da olsa birilerinin yüreğinde merhamet duygusunun yaşadığına şahit olmak beni ziyadesiyle mutlu etti.

Belki inanmayacaksınız ama gönül tezgâhlarda hala ilmik ilmik, renk renk, top top sevgi kumaşlarının dokunuyor olmasını görmek muhteşem bir güzellik.

Maddenin esiri olmuş, bencilleşen ve yalnızlaşan, mutsuz ve doyumsuz insanlar olarak ruh dünyamız maalesef her gün biraz daha fazla çoraklaşıyor. Bir dürüm bile olsa, küçücük şefkat kırıntıları gönül bahçemizde insanlığın ölmediğini hatırlatıyor hepimize. Viraneye dönen ruh dünyamıza maddenin kara gölgesi çökerken, bereketli sevgi yağmurları solmaya yüz tutan umut fidanlarının yeniden yeşermesine vesile olabilir belki.

İnsan olarak pek çoğunu kaybettik! Şimdi kaybettiklerimizden birini görünce, yitiğini bulan biri gibi seviniyor, bulduğuyla teselli olmaya çalışıyoruz.

Yazan.İ.Alisinanoğlu

3.12.2018 (İbrahim Alisinanoğlu)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

Zurnayı gümüşlenmek

 Gaziantep’te terziler bayramı!

Gaziantep’te ilk sesli film gösterimi.

Gaziantep’e   otomobil ne zaman geldi ve otomobille ilgili ilkler.

Ayar saati!

 Antep harbinde ölen Fransız askerleri.

YORO, YOORUM OLMASIN?

YALAN!

1950’ler de Atatürk bulvarı ve ilk yapılar.

Sosyal Medyada Bizi Takip Edin