Dışı hayhaylı, içi vayvaylı

Fulya Mısırlıgil

Dışı hayhaylı, içi vayvaylı

Ne geliyorsa başımıza hep, müslüman olmadan önce insan olmayı becerememiş, ahlâk nedir içselleştirememiş, değer yargıları olmayan bağnaz ve sığ varlıkların kirli ve doyumsuz tavırlarından geliyor.

Dilinde, "Bismillah", "Allah-u ekber", "Elhamdülillah", elinde nefsi âlâ, başı secdede aklı ateşte ne abdest paklar ne cemaat.

Ruhu şeytana kiralık, aklı yok fikri var hesabı sapkınlıkta saplanıp kalmış, fakirin ekmeğinde, kadının eteğinde, çocuğun masumiyetinde, bebeğin kundağında bile fellik fellik gözü var.

Kimi imansız imamlardan imanımız gevriyor. Yine de ne hikmet ise, hayat kurtaran doktor, insan yetiştiren öğretmen görmüyor saygı bu din ile alâkası olmayan hocalar ve imamlar kadar. Üstüne kötek yiyor!

Tabi daha inandığı dinin kitabını okumayan bazı insanlar için, hâkim olmadığı bir konuya körü körüne bağlanmak, sorgulamaktan araştırmaktan, düşünmekten anlamaktan daha kolay geliyor.

Bir insan topluluğu düşünün ki oruç tutuyor, zekât veriyor, namaz kılıyor ama bunu getiren düşüncenin kitabını bir kez bile merak edip açmıyor kapağını.

Bilmiyor ne yazdığını...

Okumuyor!
Dinliyor!
Araştırmıyor!
Dinliyor!
Düşünmüyor!
Dinliyor!
Anlamıyor ama davranıyor.

İşte ne geliyorsa başımıza, bir türlü okumayan, okuma alışkanlığı kazanmamak için direnen, her duyduğuna bodoslama dalan, her gördüğüne körü körüne inanan kendindeki beyne kilit vurmuş, başkasınınkine kira ödeyen ve şu ilk satırda bahsettiğim lüzumsuz, külfet varlıkları oturtacak yer bulamayan ve cahil kalmakta ısrar edenlerin çanak tutan tavırlarından geliyor.

Aklı ile değil! Vicdanı ile değil!

Nefsi ile yaşayanların benlik manyaklığında kendini doyurmak için herkesin hakkını gasp ettiği bir toplumda bangır bangır bağırıyor idrak sahibi duyarlı kişiler beyninizi kullanın, düşünün, sorgulayın, Allah akıl vermiş diye ama nafile!
Varlığı külfet olanın yokluğu nimettir hesabı sesini duyurmaya çalışıyor ama gelin görün ki sağır edici bir sessizliğe bürünmüş insanlık!

Yetmiyor!

"Oku" ile başlayan en büyük başlangıcın bilincinde olan ve insanları da bilinçlendirme sorumluluğu taşıyan en önemli kurum ise garip garip açıklamalar yapıyor.

Din adı altında her türlü rezaleti yapan insanlara fırsat verilmemesi için, önce bu milletin inandığı dinin kitabını kendi dilinde okuyup anlamasına yönelik geliştirici çözümler üretsene!

Sorsana bir; "Ey cemaat, aranızda kaç kişi buraya namazını kılacağı dinin kitabını okuyarak geldi?" Kaçınız okuduğu duanın kendi dilinde anlamını biliyor da okuyor?"

Yahu bizim memlekette her haltı yiyip, aklanıp paklanayım diye sayısız kez umreye gidip gelen bir zihniyet var!

Komşusuna bir selamı çok görüp, işçisini ezip, rızkını kazandığı yere hakkıyla emek vermeyip, sokaktaki masum hayvandan bir kap suyu bir kap yemeği esirgeyip, eşine maddi manevi eziyet edip cumaya giden, gidince hakkıyla iyi bir müslüman olduğunu sanan, gün gibi mevlit verip, işin özünden apayrı bir amaca doğru yol alan bir zihniyet var!

Var mı ötesi?

Ama bize düşünen, anlamak için çabalayan değil, kafayı kuma gömüp inanan, ezberci insan tipi gerek.

Eğitim sistemimizde de aynısından muzdarip değil miyiz?

Gençlerin yaratıcılığını öldürüyoruz, kafalarına kafalarına sokuyoruz kalıpları, ezberletip sonra da niye düşünemiyorsun diye azarlıyor, vermediğimiz bilgiyi istiyor öğretmediğimiz yetiyi sorguluyoruz!

Günahın ne olduğunun bu kadar anlatıldığı bir toplumda da günah çukurunda kayboluyoruz işte.

Bu günah kime günah kardeşim açıklasın birisi?
Allah aşkına bu günah sana gelince mübah, bana gelince mi günah?
Bizim bu ülkede yaşadığımız müslümanlık mı?
Okuduğumuz ve gerçekte olan islâmiyet bu mu?
Bu mudur, iyiliği, güzelliği, merhameti, hoşgörüyü savunan dinin uygulanma şekli?

Yusuf İslam(Cat Stevens) boşuna demiyor; Müslümanları görseydim Müslüman olmazdım, iyi ki İslamı Kur'an'dan öğrenmişim." diye.

Yetmiyor bu tabi!

Bir başka kurum aile saadetini savunan, iz bırakmadan kadın dövme tekniklerini içeren ve çiftlerin mutluluğa kesin ulaşmasını sağlayacak çok aydınlatıcı bir yayın dağıtıyor insanlara aile olmanın en kutsal gününde.

Aileyi kurması gerekirken daha başlangıcında yıkıyor...

Ailenin sözlük tanımı; "Evlilik ve kan bağına dayanan, karı, koca, çocuklar, kardeşler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu toplum içindeki en küçük birlik."

Yani aile demek memleket demek!
En küçük birlik daha birlik olmayı başaramaz ise nasıl koca memleket birlik olabilir ki?

Doğal olarak gündemimiz hep şiddet eğilimli insanların, bilinçsizce, canice ve her geçen gün artarak verdiği zarar!

Ne çektik be!
Ve ne çekiyoruz yahu!

Sağımızdan solumuzdan ağzı eciş, lafı bücüş, yaranmanın, yandaşlığın çamurunda kurumuş, zift bağlamış idraksız insanların yokedici yaklaşımlarında beynimizle, egitimimizle, ilmimizle, dinimizle, değerlerimiz ile dalga geçtiği bir toplulukta "insan kalma", "medeni olma" mücadelesi veriyoruz.

Antoine de Saint Exupery'in satırlarında can bulan Küçük Prens'in dediği gibi, "Keşke herkesin ömrü, vicdanı kadar olsa..." diye diliyorum zaman zaman!

Ve ne geliyorsa başımıza vatan millet sevdalısı, din iman, ilim irfan, bilim sanat erbabı olup da birlik olmayı becerememiş, aydın ama yanlız bireylerin tenhalaştığı, ıssızlıkta kaybolduğumuz topluluğun aynı paydada hakkıyla biraraya gelememesinden geliyor hep.

Tolstoy der ki; İnsanı bedenen ameliyat etmek için uyutmak, ruhen ameliyat etmek için ise uyandırmak gerekir.

Ölü toprağı mı atıldı üstümüze?
Nedir bu diri diri çektiğimiz toprak üzerimize?

Dışı hayhaylı içi vayvaylı misali anlatılan başka bir toplumun altındaki gerçek topluma yüz çevirip, uyumayı ve uyutmayı seçiyoruz, öyle mi!

Bizim onuncu köy aramak gibi bir niyetimiz yok!
Anamızın ak sütü gibi helâl, kovulduğumuz dokuz köye dönme vaktidir.

6.09.2019 (Fulya Mısırlıgil)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin