Dünün düğün salonlarından hatırladıklarımız

İbrahim Alisinanoğlu

Dünün düğün salonlarından hatırladıklarımız

Gaziantep’te düğün salonları sosyal hayatımızda önemli yer tutan mekânlardandır. Bundan 30-40 yıl kadar önce bu şehirde düğünler yıldızlı otellerde değil, düğün salonunda, ya da mahalle aralarında yapılırdı. Düğün salonlarında yapılan düğünlerinde kendine özgü adetleri, görüntüleri ve gelen davetlilerin tavır ve davranışları olurdu.

Gaziantep’te düğünün diğer adı Gelinçi’dir. Gelinçi 1986 yılına kadar Gaziantep düğünlerinde görmeye alışık olduğumuz düğün eğlence biçimi idi. Gelinci, erkeklerin hatta damatların bile düğün mekanına sokulmadı, sadece bayanların iştirak ettiği evlilik akdinin nikahtan sonra toplum nezdinde tescillendiği kabul görme adımı, eğlencesiydi.

Gelinci, yani düğün bugün olduğu gibi; salon için ayrı para, ışık ve ses düzeni için ayrı harcama, masa ve sandalye düzeni için ekstra masraf, orkestra için ayrı ödeme yapılmazdı. O günlerde düğünleri diğerinden farklı kılan, dağıtılan bir şişe gazoz, ya da bir kâse dondurma sıra dışı masraflardan sayılırdı.

Düğün salonlarına girdiğinizde hemen girişte sizi “hoş geldiniz” tabelası karşılardı. Ortada oyun oynamak için küçük bir pist, etrafında yan yana dizilmiş ahşap sandalyeler bulunurdu. Gaziantep düğün salonlarına masa 1985’lerden sonra girmiş, salon düzeni içinde yerini almıştı. Salonda klima yerine tavanda bir vantilatör, sahne gerisinde üstte birkaç yanıp sönen renkli ışık, duvarda “yeni evli çiftlere mutluluklar dileriz” levhası, birkaç yerel sanatçı fotoğrafı, çalgıcıların perde gerisinde yer aldığı alan bulunurdu.

Gaziantep’in dünkü düğün salonları içinde en ünlüleri,aklıda kalanları; Belkıs, Alleben, Mehtap, Lale ve ismini hatırlayamadığım Ağa Camisinin hemen karşındaki düğün salonlarıydı.1985’de Kızılay , Tekbir, Sultan ve Fuar düğün salonları, düğün yapılan mekanlar arasına katılmış, bu salonlarla düğün geleneksellikten uzak “caz” tabir edilen düğün biçimine dönüşmüştü. Bu salonlar diğerlerine göre daha lüks sayılırdı.

Düğün salonlarında düğünler; öğleden önce saat 10 ile 13 arasında…13,30 saat 16 arası…16.30, 19 …19 .30 -24 saatleri arasında bazen dört düğün yapılabilirdi. Gece yapılan düğünler ekonomik durumu daha iyi olan, en havalı düğünlerden sayılırdı.

Dünün düğün salonlarında yapılan düğünlerde baş rollerde daima düğünü çekip çeviren bir kadın olurdu. Bu kadınlar düğüne gelen davetliler ile perde gerisinde ki orkestra arasında koordinasyonu sağlar, sahnenin boş kalmaması, düğünün şen geçmesi için her yolu denerdi.

Düğün salonlarının en ünlü defçileri ; Belkıs’ta: Halepli Hayiçe, Mehtap’ta Ayşegül, Lale’de Cudiye, Ağa Camisinin karşında aşık Hasanın çalıştırdığı düğün salonda Zekiye Hanım unutulmayan simalardı. Özellikle gündüz yapılan düğünlerde “Defçi” tabir edilen bu kadınlar olmadan olmazdı.

Gaziantep düğünlerinde gelin arabası süslemek, gelin başını kuaföre götürüp saçını yaptırmak, damadı damat tıraşı ettirmek ,düğün salonuna girerken “yah..!” basmak, zılgıt çalmak adetti.

1985’lerden sonra özellikle gündüz düğünlerinde düğün salonu ile orkestra arasında yer alan perde kalkmış, çalanlarla düğüne gelenler birbirini görür hale gelmişti.

Perdenin henüz kalkmadığı yıllarda Belkıs düğün salonunda: Cümbüşçü Ali, klarnetçi Kemal, darbukacı sallabaş Hikmet.

Lale düğün salonunda; Cümbüş de Ömer Lök, klarnette nohut Maamet, darbukada Durdu

Mehtap Düğün salonun unutulmayan çalgıcıları ise: Cümbüş de nohut Maamet, klarnette Nohut Mamaed’in kardeşi Abulrezaak ve Darbukacı Ökkeş unutulmayan isimlerdi.

1985’lerde düğün salonlarında perdenin kalkıp gelincide çalıcılar yerine Kızılay, Tek düğün salonu, Şato, Sultan gibi yerlerde yapılan düğün merasimlerinde orkestralar ön plana çıkmaya, düğünün başlamasından bir müddet sonra Ömer Lök, Ahmet Özoğlu gibi sanatçıların sahnede görülmeye başlandığı yıllardı.

O tarihlerde düğün salonları çiftlerin evliliklerine ilk adım attıkları yer olması yanında, sosyal ve kültürel hayatın da nabzının attığı alanlardı. Özellikle kadınlar düğünleri asla kaçırmak istemez, erken saate salonları doldururlardı.

Düğün salonları yeni evlilerin evliliklerine şahit olunan mekanlar olması yanında kadınlar arasında pek çok konun konuşulduğu, dedikodunun yapıldığı, evlenme çağına gelmiş kızların görücüye çıktığı yerler sayılırdı. Evlenme çağına gelmiş erkek evlat sahibi analar düğüne gelir oğullarına eş olabilecek kızları burada aralardı.

Düğün salonlarına erken gelmek genel bir kuraldı. Düğün Salonlarında tahta sandalyeler yan yana dizli olduğundan erken gelen sıralı sandalyelerin başına bir çocuk oturtur bir sıra kürsüyü gelecek olan tanıdıklarına kapatırdı. Bazıları da sandalye üzerine bir ceket, pardösü, paket kor, gelecek olanlara ayrıldığını gösterirdi.Geç gelen oturacak yer bulamakta zorlanır,kadınlar arasında çeneleşmeye neden olurdu.

Düğüne her yaşatan insanlar gelirken, düğün salonları ana baba günü olurdu. Giyinmiş kuşanmış kadınlar, Kundaktaki çocuğu ile gelen anneler, beli bükük yaşlı nineler, genç kızlar, her yaştan çocuk salonun müdavimlerinden sayılırdı. Erkekler salona girmez, sadece damat ve arkadaşları bir ara girer çıkarlardı. Düğün salonunun Masa, sandalye üzerine yatılmış Kundaktaki bebek, arada koşuşturan üç beş yanındaki uşaklar, pistin ortasında oynayan bebeler salonun değişmeyen görüntülerindendi.

Özellikle gündüz yapılan düğünlere yemek, bir şeyler atıştırmak gelenekti. Düğünün yöneten defçi kadın” on dakika mola!..Herkes çıkını açsın, olan olmayan versin” der. Yemek molası verilirdi. Çıkında genellikle; avare leblebi, hedik, kavurga, Dolma, sarma, börek, mevsimine göre elma, ,portakal olur, paylaşarak yemek adettendi. Gündüz düğünleri öyle olurdu ki düğün düğün olmaktan çıkar bir halk matinesine döner, yiyecek içecek faslı görülmeye değerdi. .

Düğün salonun “çalgıcıları” bir perde gerisinde oturur, davetlilerin çalınmasını istedikleri parçaları Halepli Hayce'ye söyler da çalgıcılara iletirdi. Çalgıcıların sigarası, yeme içmesi düğün sahibine ait olur, çalanların şevkinin artması ikramın ve bahşişin çokluğuna bağlı idi.

Sıcak yaz günlerinde ısınan salon havasında serinlemek için soğuk gazoz satılsa da en çok bakır satılarda buzla soğutulmuş sular herkesin en çok rağbet ettiğiydi.

1980’leden sonra özellikle Almancıların geldiği yaz mevsimlerinde yapılan düğünlerde gazoz ve dondurma ikram etmek düğün sahibi için bir prestij meselesiydi.

Dünün düğünleri ve düğün salonlarında geleneksellik ağır basarken şimdilerde değişen hayat tarzı, yeni yaşama biçimi ve yeni alışkanlıklar, gösteriş merakı toplumsal değerlerdeki farklılaşmalar düğünleri ailelerin boy gösterme,” hava atma” alanlarına dönüştürdü.

Gaziantep'te bugün yapılan düğünlerde israf, müsriflik, gösteriş, rüküşlük, olduğundan farklı görünme merakı had safhadadır. Düğünlerde yuva kurulması esas olmasına rağmen, bugün evlenmeler düğün ve düğün masrafları alilerin ekonomik yıkımına neden olabilecek safhaya gelmiştir. Bu da evlenen çiftlere saadet getirmek yerine, alilere bir ömür boyu borç ödemeye mahkum etmektedir.

24.02.2020 (İbrahim Alisinanoğlu)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

Gaziantep’in madalyalı sanatkarları

 Kıran girmek!..Kıran girsin!

Sorumsuz sorumlular.

Gaziantep’in unutulan Kültür Parkı.

Koronavirüsün bize hatırlattıkları

İKİ KAPILI HAMAM…

YÜZYILIN BELASI: KORONAVİRÜS

EKMEĞİN HİKÂYESİ

Mart ayının 31. günün hikâyesi.

Sosyal Medyada Bizi Takip Edin