HATIRLADIĞIM KURBAN BAYRAMI

İbrahim Alisinanoğlu

HATIRLADIĞIM KURBAN BAYRAMI

Küçüktüm… 8-10 yaşlarımdaydım. Kurban bayramı gelmeden bayramın telaşı ve heyecanı sarardı hepimizi.

Kurban bayramından birkaç gün önce rahmetli babamla birlikte kurbanlık koyun almak için eskiden köylü garajı olarak bilinen Kalealtı’na, Davar pazarına veya Kilis garajının hemen arkasında kurulan kurbanlık pazarına giderdik.

Babam pazarı önce söyle bir gezer, gözüne kestirdiği kurbanlığa uzaktan bakar, sonra yaklaşır, koyunun sırtını eliyle yoklar, ardından göğsünü avuçlar, ağzına bakar pazarlık etmeye başlardı. Satıcı alacağımızdan emin olunca elini uzatır sıkı bir pazarlık sonunda koyunu alırdık. Kurbanlığın boynuna bir ip bağlar sepetli bir motora, ya da at arabasına atar,ben de biner, estire estire eve getirirdim..

Koyunu eve sokarken evdekilerin hepsi ;annem, kardeşlerim sanki eve önemli bir misafir gelmiş gibi daha onu kapıda karşılar…Ona “aman ne güzelmiş!...Maşallah! Gibi sözcüklerle methiyeler dizerlerdi.

Hemen bir tas su getirilir, hayvanın susuzluğu giderilmeye çalışılırken, aldığımız arpa ve saman hemen geniş bir ölbeye dökülür, önüne indirilirdi.

Koyun, evin hayad’ının bir köşesine bağlanırken, yan komşuların kurbanlıklarının meleme sesleri geldikçe bizim koyunda sanki onlara karşılık verirdi.

Kurban bayramından günlerce önce, babam evdeki et satılını, bıçakları,bileyleyicisine bileyletirir, meşe odundan mangal kömürünü alır, şişlerden eksik olan varsa tamamlardı.

Bu arada hepimizin bayramlıkları alınır, alınan bayramlıklar evin bir köşesinde bayram günü giyilecek anı beklemek üzere; ütülü, kolalı vaziyette askıya asılırdı.

Elmacı pazarından kahve ve bayram şekerleri alınır, maarif kavşağında Tezel’den limon kolonyası için sıraya girerdik. İl dışındaki eş dost ve akrabalar için de PTT önündeki kart postallardan seçer onlara tebrik kartları atardık.

Evde de Bayram hazırlıkları dip bucak temizlikle başlar, komşularla birlikte bayramda gelen misafirlere ikram edilmek üzere; kâse kâse zerde, sütlaç, siniler dolusu kahkeler, börekler yapılırdı.

Her bayram olduğu gibi Kurban bayramında da babam bizi sabah erkenden kaldırırdı. Bazen kalkmak istemesek de gönlümüze bırakmaz, abdestimizi alır, eski Ferhadiye Camii'nin yolunu tutardık. Camiye ilk gelenler genellikle biz olurduk. Hoca Bayram namazından önce vaiz verir, huşu ile onu dinlerdik.

Bayram namazı vakti geldiğinde Cami dolar taşar, kalabalık caminin önünde; sağlı sollu açılan açkılarla, Akyol caddesi trafiğe kapanacak hale gelirdi.

Bayram namazının kılınmasının hemen ardından cami hocası ve oradaki cemaatle ilk bayramlaşma yapılır, hızla eve dönerdik.

Babam eve gelince hemen üstünü değiştirir, rahat bir kıyafet giyerdi. Kurbanlık koyunu keseceği yere getirir, başlardı hayvanı sevmeye…

Önce başını okşar, sırtını sıvazlar, hayvana avucuna aldığı tuzu yalatır, ardından da su verir onu sakinleştirirdi.

Kesimden önce koyunun ön ve arka ayaklarını uygun bir biçimde sokar, koyunu kesilme pozisyonuna getirir, yere yatırır, boyunu okşarken biz arka ayaklarından tutardık.

Babam elinde keskin bir bıçakla koyunu boğazlamadan önce dini gerekleri yerine getirir iken; ezan okur, tekmil getirip, besmele çeker, bıçağı usulca koyunun boynuna çalardı.

Kesilen koyun can verirken, O anda annem ağlamaya başlar, hepimiz sanki kırk yıl beslediğimiz bir hayvandan ayrılmışcasına hüzünlenirdik.

Babam hepimizi sakinleştirmek için,” Allah kabul eder inşallah!” der. Sonra koyunun arka bacağından açtığı bir delikten şişirir, ardından yüzmeye başlardı. Bizim de yardımlarımızla birkaç saat içinde koyun yüzülmüş, parçalanmış, soğuması için gölge bir yere kancalara asılmış olurdu.

Babam kesilen koyundan hemen parçalar ayırır, onları komşularımıza gönderirdi. Bazen ben üşenir, gitmek istemesem de beni halime bırakmaz; ”Bu bayramın en hayırlı işi et dağıtmak. Bunu sen yap hayrını sen al !” der beni ikna ederdi.

Biz kurbanlıktan bir tike et yemeden önce, Kesilen kurbanlıktan durumları iyi olmayan komşularımıza göndermek esastı;

Birinin evinden yayılan kebap kokusu evinde olmayanı üzmemeliydi… Durumu iyi olmayan, kesemeyenler yalnızlık hissine kapılmamalıydı… Kesemeyenlerin nefisleri onları isyan ettirme noktasına getirmemeliydi.

Bayram günü biz ne yediysek komşularımızda ondan mahrum bırakmamalıydık. Bu bizi ziyadesiyle mutlu ederken, komşularımızın yüzlerindeki tebessüm bizim için en büyük mutluluk, en büyük hediye sayılırdı."Onlarda var,bizde niye yok?" deditmemeliydi.

Diğer taraftan et daha parçalara ayrılmadan ben ateşi kaymaya başlardım. Mangalda ateş yakmaya bayılırdım. Mangala kömürleri tek tek dizer, onun kayılması için üstüne kısa bir boru oturtur, sabırla kayılmasını beklerdim.

Bu arada kebaplık et ve ciğer tike tike edilirken… Baharatlarla hemen oracıkta terbiye edilirken, salata, piyaz hazırlanır, ayran soğumaya bırakılırdı.

Mangalda kayılan kömürde önce taze biber pişer, ardından da et ve ciğere sıra gelirdi.

Kurban bayramında hemen her gün çevremizden kebap kokusu eksik olmazdı.

Kurbanlıkların kesilmesi, kebapların yenmesinin ardından hayad dip bucak yıkanır, et kokusundan kurtulmaya çalışılırdı.

Ardından bayramlıklar giyilir, bayramlaşma başlardı.

Öpülen her elin ardından “çok bayramlar göresin ”duası, tutulan şeker çikolatalar… Avuçlara dökülen mis gibi kolonyalar… Göstere göstere verilen harçlıkların alınması bayramın en güzel anıydı sanki!

Bayramda topladığımız harçlık miktarını birbirimize söyler, birbirimize hava atarken, mahalle bakkalının yolunu tutar, meybuz, eşkili, toz leblebi alır, Çatapatları, maytapları zevkle patlatırdık.

Eskiden bayramlar güzeldi. Bayramlarda aileden olup da il dışında olanlar mutlaka eve döner, bayramları birlikte kutlar, özlem giderirdik.

Bayram safları sıkıştırır, ırak elleri yakın eder, uzak duranı yanı başımıza getirildi. Küskünler barışır, gönülden gönle köprü kurmaya vesile olurdu.

Tatile gitmek, bayramda yaşadığımız şehirden uzaklaşmak aklımızın ucundan bile geçmezdi.

Ben o bayramları özlüyorum. Ben bayramları, Bayram gibi yaşadığımız, yalnızlık hissettiğimiz, komşuların komşuları gözettiği, paylaştığı günleri özlüyorum. Ben kurban pazarlarını, evin hayad’ından yükselen kurbanlık seslerini özlüyorum. Bayram sabahı beni namaza kaldıran babamı özlüyorum. Camiden kıldığım Bayram namazlarını, tanıdık tanımadık bayramlaştığımız o anları özlüyorum. Bayramlıklarımı, bayram arkadaşlarımı, sokakta patlattığımız maytapları özlüyorum.

Ben bu şehirde milyonlar arasında yaşan biri olarak, o küçük, sakin, şehrimi, komşularımızı özlüyorum…

Ben kaybettiğimiz insanlığımızı arıyorum.

Yazan.Ibrahim Alisinanoğlu-Gaziantep Miş Miş

 

30.07.2020 (İbrahim Alisinanoğlu)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

ANTEPLİ ANALARIN UŞAKLARINA KÖTEK ATMA KLASİĞİ..:)

GAZİANTEP “SİNEMA SEVERLER DERNEĞİ”

SAHRE(PİKNİK) SATICILARI

TURİZM PARKINDAN DEĞİRMİÇEME BAKIŞ!

Bir dönem Gaziantep’te tiyatro.

Gaziantep ve yemek!

GAZİANTEP’E KURBAN BAYRAMINDA NİŞANLIYA KURBAN GÖNDERME ADETİ

Kentlilik bilinci ve Koronavirüs

Gaziantepli ve yemek!

Sosyal Medyada Bizi Takip Edin