KADIN SIĞINMA EVLERİ

Av. Ada Dengiz

KADIN SIĞINMA EVLERİ

Aile, sosyal bir yapı düzeyinde kabul edilen toplumun en küçük birimi olarak kabul edilir ve çiftlerin evlilik birliğini kurmasıyla oluşur. Bu birime daha sonra çocukların da katılmasıyla çekirdek aile yapısı meydana gelir ve zamanla başka kişilerin katılımıyla topluluk genişledikçe aile kavramının yerini akrabalar veya soy kavramları alır. Burada aileyi akrabalar ve soydan ayırarak yazımıza devam edeceğiz. Ailenin temelini oluşturabilmek için öncelikle yasaya ve hukuka uygun olarak evlilik birliğinin kurulması gerekir ve çoğu ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de evlilikler tek eşlidir. Söz konusu evlilik birliği ve aile kavramları Medeni Hukuk çerçevesinde düzenlenmiş olup bu birliğin kurulmasında da sonlandırılmasında da hukuka uygunluk aranmaktadır. Toplumun en küçük birliği olan ailede, bireylerin aile ortamı içerisinde yaşamış olduğu olaylar ve aile birliği içerisinde kişilerin ilişkileri toplum yapısını da önemli şekilde etkilemektedir. Bu noktadan itibaren toplumumuzda yaşanan ve önemli bir yere sahip olan aile içi şiddet ve kadınlara yönelik şiddete özellikle değinmek istiyoruz.

Aile içi şiddet en basit tanımıyla, aile birliği içerisinde yer alan bir bireyin diğer birey üzerinde fiziksel veya psikolojik olarak baskı kurması veya şiddet uygulamasıdır. Şiddet kavramı duyulduğunda akıllara her ne kadar fiziksel şiddet gelse de bu durum sadece fiziksel şiddeti kapsamayıp kişiye uygulanan psikolojik baskılar, kişiyi aşağılayıcı şekilde davranışlar sergilemek, tehdit etmek, ekonomik olarak kısıtlamak da şiddet kapsamında yer almaktadır. Söz konusu bu eylemler aile birliği içerisinde çoğunlukla kadın ve erkek arasında yaşanıyor olsa da şiddet sadece bu bireyler ile sınırlı kalmayıp çocukları da kapsamakta ve yaşanan şiddetin mağdurlarını çoğunlukla kadınlar oluşturmaktadır. Kadınlara yönelik olarak bahsetmiş olduğumuz bu şiddet sadece evlilik birliğiyle sınırlı değildir. Kadınlar daha evlenmeden önce yaşadıkları evde babalarından veya erkek kardeşlerinden, çalıştıkları ortamda bulunan kişilerden, sosyal çevresindeki bireylerden de fiziksel, cinsel, psikolojik olarak şiddet görmektedir. Kaldı ki tüm bu mekânlar, kadınların kendilerini olabildiğince rahat ve güvende hissetmeleri gereken yerler olması gerekirken, uygulanan şiddet karşısında kadınların evlerinde dahi kendilerini sürekli olarak korku içinde, ruh ve akıl sağlığını olumsuz etkileyebilecek seviyede kötü hissetmelerine zemin hazırlamaktadır. Kadınlara karşı uygulanan bu şiddet akıl ve beden sağlıklarını üst düzeyde kötü etkilediği gibi, sosyal anlamda kendilerini eksik ve özgüvensiz hissetmelerine, toplumdan soyutlanmalarına, ekonomik bağımsızlıklarının engellenmesine ve hatta yaşamlarını kaybetmelerine neden olmaktadır.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Hacettepe Üniversitesi Nüfus Enstitüsü tarafından ‘Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması 2014’ verilerine göre Türkiye’de yer alan kadınların %38’i hayatlarının herhangi bir döneminde cinsel veya fiziksel şiddete maruz kalmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılmış bir başka araştırma verilerine göre ise dünya genelinde her 3 kadından 1 tanesi hayatının bir döneminde fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalmaktadır. Araştırmaların ortaya koyduğu bu korkutucu tablolar karşısında, kadınların büyük çoğunluğu şiddet gördüğü yerde kalmaya devam etmektedir. Bu noktada devreye kadın sığınma evleri girmekte olup kadınları maruz kaldıkları şiddet ortamından uzaklaşıp koruyucu mekanlar niteliği taşımaktadır. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 14.maddesi “Büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 100.00’in üzerindeki belediyeler, kadınlar ve çocuklar için konukevleri açmak zorundadır.” şeklindedir. Ancak bu maddeye karşılık olarak Türkiye sınırlarında;

• Büyükşehir belediyelerine bağlı 9 kadın konukevi, il-ilçe belediyelerine bağlı 23 kadın konukevi olmak üzere toplam 32 kadın konukevinde 703 kişilik kapasite ile,

• Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne bağlı 2 kadın konukevi 42 kişilik kapasite ile,

• Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı 81 ilde 110 kadın konukevi 2.717 kişilik kapasite ile,

• Sivil toplum örgütlerine bağlı 1 kadın konukevi 20 kişilik kapasite ile hizmet yürütmektedir.

Söz konusu araştırmalar ve raporlar kadınların çoğunun şiddet mağduru olduğunu açıkça ortaya koyarken, şiddet gören kadınlara koruyucu nitelikte olması gereken kadın sığınma evlerinin sayısı ülkemiz sınırları içerisinde maalesef yeterli sayıda değildir. Bu sığınma evleri, şiddet mağduru kadınların ve çocukların ihtiyaçları göz önünde bulundurularak onları koruyucu, iyi hissettirici ve güçlendirici nitelikte olması gerekmekte olup bu sığınma evlerinin sayılarının arttırılması ve şartlarının iyileştirilmesi sadece bir kurumun değil ülkemizdeki tüm kurumların desteğiyle yürütülmelidir. Kadın sığınma evleri, şiddet gören kadınların maruz kaldıkları şiddetten uzaklaşmaları, kendilerini daha güvende hissetmeleri, psikolojik olarak güçlü hissettikleri ve öz benliklerini kazanabilmeleri açısından yardımcı olacak kuruluşlar olmalıdır. Bu özelliklerin yanı sıra bu sığınma evleri, kadınların karşı karşıya kaldıkları şiddet karşısında evden uzaklaştıklarında büyük bir titizlikle ve gizlilikle korunmalarını sağlamalıdır.

Kadın sığınma evleri şiddet mağduru kadın ve çocuklara koruma sağladığı gibi aynı zamanda onları hukuki olarak bilgilendirmek, psikolojik olarak daha güçlü hissettirerek yaşamış oldukları zorluğu en az hasarla atlatmalarını sağlamak ve sosyal anlamda rahat hissetmelerine yardımcı olacak şekilde olmalıdır. Tüm bunların yanı sıra şiddet mağduru olan çoğu kadın bireyler aynı zamanda ekonomik bağımsızlıkları elinden alınmış ve eşine, babasına veya erkek kardeşine bağımlı hale getirilmişlerdir. Bu noktada kadınlara ekonomik özgürlüklerini kazandırabilecek ama aynı zamanda kendilerini güvende hissederek çalışabilecekleri ortamlar bulma konusunda da yardımcı olunmalıdır. Tüm bunlarla birlikte sığınma evlerinin, kadınların ve çocukların kalmış olduğu sığınma evi bilgilerinin de tüm gizlilikle korunup onların ihtiyaç duyduğu korunma ve güven hissini vermeleri gerekir.

Değinmiş olduğumuz tüm bu noktalarla birlikte her ne kadar kadına, çocuklara yönelik şiddetin azalmasını hatta bitmesini temenni ediyor olsak da hiçbir birey tarafından göz ardı edilmemesi gereken bu şiddette, mağdurların korunması sadece bir kurum sorumluluğunda değildir. Uygulanan şiddeti sadece fiziksel veya cinsel şiddet olarak sınırlandırmayıp psikolojik, ekonomik ve her türlüsünün de şiddet kapsamına girdiği unutulmamalıdır. Bu bağlamda şiddetin her türlüsüne maruz kalan kadınların, çocukların ihtiyaç duyduğu ve belki de yeni bir hayata başlama adımları olacak olan sığınma evlerinin yeterli sayıda, ihtiyaçlara anında karşılık verebilecek nitelikte olması büyük önem taşımaktadır.

 
12.06.2021 (Av. Ada Dengiz)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

FİNANSAL TEKNOLOJİ HUKUKU

4. YARGI PAKETİNDE NELER VAR?

BOŞANMA DAVASINDA MAL PAYLAŞIMI

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVALARI

KİŞİSEL VERİLERİN İHLALİNDE TAZMİNAT HAKKI

KİŞİSEL VERİLERİN BOŞANMA DAVALARINDA KULLANILMASI

KOLLUĞUN KİŞİSEL VERİ TOPLAMA YETKİSİ

SİBER SALDIRILAR VE SİBER DİRENÇ

TELİF HAKKI: BIRAKINIZ YAPSINLAR BIRAKINIZ GEÇSİNLER

DİJİTAL KİMLİKLER, BLOCKCHAİN VE HUKUK

BOŞANMA DAVALARINDA ERKEĞİN HAKLARI

BİR İSTANBUL SÖZLEŞMESİ MASALI

YAPAY ZEKÂ VE UZAKTAN ÇALIŞMA YÖNETMELİĞİ

SON TARİH 31.03.2021

Sosyal Medyada Bizi Takip Edin