İçeriden çıkan gençten sonra dışarıda sandalyede oturarak sıra bekleyen beş yada altı kişide bir hareketlenme başladı.

Burası büyük çaplı bir şirketin idari bölümü idi, iş başvurusu yapan kişiler uzun koridorun sonunda “Personel şefi” yazan kapının önüne sabahın erken saatinde gelip içeriye kayıt yaptırmış ve görevlinin;

“Bekleyin sırası geleni çağıracağım”

Sözü ile Ümit ve heyecanla beklemeye başlamışlardı.

İşi bitip dışarı çıkan gençten sonra açılan kapıda gözüken görevli elindeki listeye bakarak;

“Ahmet Demir” Diyerek yüksek sesle bağırmıştı.

Merakla bekleyenlerin arasından 45, 50 yaşlarında kır saçlı bir adam acele ile kalkarak içeriye doğru girmişti.

İçeriye giren adam kapıyı kapattı, içerideki şatafatlı bir masada 40 yaşlarında iri yarı birisi oturuyordu. Oturan adamın masasındaki isimlikte “Personel şefi” yazıyordu, bu adam içeriye giren kır saçlı adama dönerek;

“Ahmet demir siz misiniz, dedi.

Adam saygılı bir şekilde;

“Evet efendim Ahmet demir benim.

Personel şefi olan;

“Oturun Ahmet bey, deyip masanın yanında ki boş koltuğu gösterdi.

Kır saçlı adam gösterilen koltuğa ilişiverdi.

Personel şefi daha evvel alınmış nota bakarak yüksek bir sesle;

“Ahmet demir, yaş 52, ilk okul mezunu, Ehliyeti var, daha evvel kendi işinde çalışıyormuş, yani esnafmış, doğrumu Ahmet bey, dedi.

Ahmet bey ellerini dizleri üstüne koyup başını eğerek tebessümlü bir şekilde;

-Evet doğru efendim, diyebildi.

Şef bu defa ciddileşecek;

-Ahmet bey! Biz firmamıza genç ve dinamik insanlar arıyoruz, siz bu yaşta bizim beklentilerimizi karşılayamazsınız.

Ahmet bey şefin bu sözünün ret manasına geldiğini biliyordu ama yine  de ısrar etti;

-Evet edendim yaşım 52 ama şoförlük yapabilirim temizlik yapabilirim götür getir işi yapabilirim yani gücümün yettiği her işi yaparım, evet genç değilim ama tecrübe ve güvenirlilik avantajım var.

Deyip, merhamet bekleyen gözlerle personel şefine bakmaya başlamıştı bu bakışlarda “ Lütfen beni işe alın ihtiyacım var” denildiğini anlamamak için ya kör ya da duyarsız olmak lazım dı.

Ama personel şefi hiç oralı değildi yarım kalan kahvesinden bir yudum alarak elindeki kağıdı yere bırakıp soğuk ve hissiz bir şekilde;

-Ahmet bey abi, bizde telefonun ve adresin var eğer icap ederse biz seni ararız, dedi.

Kapının yanındaki yardımcı diğer adayı çağırmak için ayağa kalkmıştı bu  “Tamam artık gidebilirsin” demekti.

Ahmet bey çaresizce ayağa kalkmış şefe bakarak, çağırılmayacağını bile bile belki bir umutla;

-Peki efendim ben telefonunuzu beklerim, deyip dışarı çıkmıştı.

Ahmet bey yenilmiş ve umutları yıkılmış bir şekilde dışarı çıkarken hafifçe gözlerinin yaşardığını hissediyordu arkada bıraktığı görevli kendinden sonra ki kişiyi çağırıyordu;

“Hasan Aslaaan”

                                                                  ********

Elleri cebinde boynunu içine çekmiş üzgün ve hayalleri yıkılmış bir vaziyette merdivenleri inerken kendi kendine;

“Ne Ümit’ler le gelmiştim buraya ama yine olmadı halbuki ne kadar da ihtiyacım vardı bu işe” diyordu, yıkılmış ve dünyası kararmıştı adeta. Gözünün önüne hanımı ve çocukları geliyordu, borçlu olduğu insanların listesi akıyordu gözünün önünden bir filim şeridi gibi.

Bu kaçıncı iş başvurusu idi, kaç kere form doldurmuş kaç yere adres telefon vermişti ama nafile hep genç ve dinamik elemanlar aranıyordu.

Avare avare dolaştı şehrin parklarını ve meydanlarını hep aynı şeyi tekrar ediyor du “Genç ve dinamik” “Genç ve dinamik”.

“Biz orta yaşlı işsizler bari ölelim” diyordu içinden. Dolaşırken bir giyim mağazasında “Eleman aranıyor” yazısını görmüştü mağaza çok forslu döşenmişti cesaret edip giremedi içeriye muhakkak bunlar da “Genç ve dinamik” bir eleman arıyorlar diye.

Nedense eve gitmek istemiyordu, şehrin kalabalığında beş parasız, işsiz ve bütün ümitleri kırılmış deli gibi dolaşıyordu.

Sabahleyin evden(mecburen) sessizce bir hırsız gibi çıkmıştı evdekiler ne yaptılar ne yediler acep bilmiyordu.

Aşağı caddede Arkadaşı İzzet vardı uğrayıp bir 10 lira borç alsa mıydı acaba?.

Bu düşünceden hemen vaz geçti “Daha evvelde 50 lira almıştım” şimdi ayıp olur dedi.

Büyük bir cami önünden geçerken cemaat namazdan dağılıyordu bir kaç dilenci ellerini açmış bekliyorlardı dilencilerin avuçlarındaki bozuk paralara takıldı gözü bir anda onlara bile gıpta ile bakmıştı.

Nihayet hava iyice kararmıştı, ne uzun gündü ya rabbim sabahtan beri sadece su içmişti elini cebine attığında sadece 25 kuruşunun olduğunu gördü yani bir sakız parası.

Eve eli boş dönmek istemiyordu hiç olmazsa birkaç ekmek alabilseydi bari.

Yolunun üstündeki bir fırına girdi fırıncı binlerce ekmeğin arasından;

-Buyur bey amca, dedi.

Ahmet beyin dili tutulmuştu sanki aman Allahım karşılıksız bir şey istemek ne kadar zormuş, tezgahtar şaşkınlıkla Ahmet beye bakıyordu ve tekrar soruyordu;

-Buyur amca kaç tane vereyim?

Ahmet bey sonunda meramını söyleyebilmişti;

-Şeyy ! Evladım yanlış anlama ekmek alacağımda, ama yanımda hiç param yok bir saat çalışsam bana üç ekmek verirmisim, dedi.

Genç tezgahtar afallamıştı her gün birkaç kişi bedava almak için geliyordu ama bu üstü başı düzgün adamın bedava ekmek istemesine şaşırmıştı;

-Amca ben de burada işçiyim herkese ekmek veremem dedi.

Bu sırada içerden başında beyaz bir bere her tarafı undan bembeyaz olmuş önlüklü birisi çıkmıştı.

Ahmet bey kıpkırmızı olmuş çok utanmıştı ömrü hayatında kim se den bedava bir şey istememişti hemen hiç konuşmadan arkasını dönüp hızla fırından çıkmaya yeltenmişken bu sefer arkasından yeni çıkan adam seslenmişti;

-Bir dakika bey baba ne istemiştin bana söyle, dedi.

Ahmet bey tekrar dönerek;

-Şey kardeşim, ekmek almam lazım ama param yok, eğer razı olur sanız bir saat çalışıp üç ekmek alabilir miyim diye sormuştum gence, dedi.

Adam Ahmet amcayı içerde yazıhane olarak kullandıkları yere davet edip şöyle dedi;

-Amca belli ki zor bir imtihandan geçiyorsun kul olanın başından geçer, bak sana ne diyeceğim benim işçi hastalanmış işe gelemeyecekmiş e sende iş arıyorsun eğer kabul edersen birkaç gün bana yardım edebilirsin eğer birbirimizden memnun kalırsak devamlı bir çalışma da olabilir ne dersin? dedi.

Ahmet beyin gözleri dolmuştu, sabahtan beri ters giden işlerden sonra böyle bir teklif onu şaşırtmıştı;

-Tabi kardeşim tabi, memnuniyetle çalışırım ne yapacağımı ve kaçta geleceğimi söyle, dedi.

Beyaz takkeli üstü başı unlu adam Babacan bir gülüşle Ahmet beye şöyle dedi;

-Amca sen şimdi evine git dinlen sabah saat 4 de burada ol seninle çalışalım, dedi.

Ahmet beyle usta birbirinin telefonlarını aldılar. Usta Bir poşete beş ekmek birkaç paket galeta ve biraz simit koyup cebinden de bir yüzlük çıkarıp “Bu da avansın” diye ona verdi.

Ahmet bey dışarı çıktığında sanki yürümüyor uçuyordu. Dışarıda Ay başka parlıyor, caddeler daha şendi, daha evvel eve gitmek istemezken şimdi eve gitmek için can atıyordu.

Birkaç dakika evvel 25 kuruşu varken şimdi cebinde 100 tl taşıyor ve evin ne eksiğini alırım diye hesap yapıyordu, açılan bu umut kapısı birden onun bütün karamsarlığını giderip neşeye boğmuştu.

Bir caminin önünden geçerken başını göklere kaldırıp yaşaran gözlerle Allah’a dua etti;

“Ya İlahi! sen bir kapıyı kapatsan bin kapıyı açarsın, Allah’ım tüm ümitsizlere ümit ver yaşama Sevinç’i ver çok şükür ya rabbim çok şükür” dedi. Elinde ekmek poşeti cebinde bir yüzlük olduğu halde bu mutlu haberi evdekilere vermek için neşeli bir şekilde evin yolunu tuttu.

                                                 ********************